Sarı Zarflar: İşte bunlar hep bekâ meselesi!
Sarı Zarflar: İşte bunlar hep bekâ meselesi!S
Geçtiğimiz hafta nihayet ‘Sarı Zarflar’ı seyredebildim. Beğenenlerin, beğenmeyenlerin ve az beğenenlerin olduğunu duydum ve şu ana dek ancak birkaç yazı okudum. Bana kalırsa, güçlü oyunculuklarla derdini anlatabilen iyi bir film. Eleştirilecek şeyler var kuşkusuz, ancak salondan çıkarken, “O kadar kusur kadı kızında da olur” diye düşündüm. Kusurların ya da eksikliklerin, hiç olmazsa bir kısmının, siyasal koşullarla ilgili olduğu kanısındayım. Ayrıca, bir belgeselden değil, kurgudan, sinemadan söz ediyoruz. Sevgili Ece Deniz, Diken’de yayımlanan yazısını şöyle bitirmişti: “Gerçek, kurgudan ağır. Tutup onu kaldırmak, göstermek bir mesele. Gösterilen kadarı elbet bir gün gösterilmeyenlerin de sırtlanmasına vesile olur.”
Sarı Zarflar, Cumhuriyet’in en kapsamlı ve diğerleriyle karşılaştırılmayacak ölçüde şiddetli uygulamalara-hukuk dışılıklara tanık olunan ‘kamu görevlisi’ tasfiyesinin hikâyesi. Kamu görevlisi ifadesini tercih etmemin nedeni, filmin, odağında her ne kadar Barış Akademisyenleri olsa da, adını tam olarak koymadan ‘KHK rejimini’ anlattığını düşünmem. KHK’lar ve KHK’lıların küçük-özel bir kesimini oluşturan Barış Akademisyenleri (bir başka tabirle, ‘imzacılar’) konusunu hâlâ duymayan varsa, onlar için, hem süreci hem de filmle ilgili eleştirisini yazan KHK’lı hocamız Faruk Alpkaya’nın ‘Datça Dayanışma’ internet sitesindeki yazısını buraya bırakıyorum.
Her hikâye gibi, herkesi değil, birilerini anlatıyor Sarı Zarflar. Kafamıza vurmadan, dikte etmeden, insan evladının huyunu suyunu ve zaaflarını göz önünde bulundurarak yapıyor bunu. Sarı zarf, 12 Eylül faşizminde 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ‘uyarınca’ kamu görevinden çıkarılanlara gönderilen zarfı-kâğıdı anlatır. 2016-17’de yaşanan ihraçlarda ise zarf göndermediler, ismimizi ve kimlik numaramızı Resmî Gazete’de yayımladılar. Demokrasinin ve teknolojinin ‘ileri’ oluşu, hiç olmazsa kâğıt israfını önledi.
Evet, her imzacıyı ya da KHK’lıyı değil, içlerinden birilerini anlatıyor film; Derya ve Aziz’i, onların siyasi tutumunu, kamusal rollerini, özel yaşam ve ailevi ilişkilerini, nasıl dönüştüklerini, tepkilerini, kaygılarını. Film, o birilerini anlatırken, başkaca yargılananları, cezaevindekileri, ülkedeki şu ya da bu gelişme nedeniyle yaşamı altüst olan diğerlerini de düşündürüyor seyircisine. Zehra Çelenk, Diken’deki yazısında bu durumu tespit etmiş: “…Filmin bazı kritik sahnelerinin, Almanya’nın kendi tarihsel kırılmalarını taşıyan mekânlarda çekilmiş olması. Özellikle mahkeme sahnelerinde, 1933 tarihini taşıyan ve Almanya’nın karanlık geçmişine doğrudan referans veren binaların kullanılması, hikâyeyi yalnızca Türkiye’ye ait bir........
