menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Merhaba poğaçacı

102 0
29.03.2026

Bir süredir yaşadığımız ve kanıksamayı reddettiğimiz hukuk dışılıkların tümü gelecekte hatırlanmayacak. Ancak bazı anlar-tanıklıklar onlarca yıl sonra da anılacak, üzerine yazılıp çizilecek, onlar için ‘kırılma ânı’ ifadesi uygun görülecek. 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL döneminde çıkarılan KHK’larla yeni bir düzen inşa edilmesi, bazı kritik davalar, tutuklama ve mahkumiyetler… İnşa edici eşikler.

Osman Kavala davası da bunlardan biri. Türkiye yargı tarihinin eksikliği hissedilmeyen ‘Dreyfus vakaları’ içinde özel yeri olacak.

Ülkenin kültürel yaşamına bunca katkı sunmuş bir insan yaşamının dokuz yılını hücrede geçirdi ve geçirmekte. Hakkındaki suçlamaların akıl almazlığını, iddianame ve kararların kofluğunu ve AİHM kararlarına uyulmamasının anayasaya aykırılığını dile getiren aklı başında insanlar, iktidar çevresinden hamaset dışında tek bir sözcük işitmedi yıllarca.

Çok yazdım, konunun uzmanı çok insan yazdı bugüne dek, herhalde Osman Kavala davası hakkında söylenmeyen bir şey kalmadı. Hiçbir doğru, hiçbir gerçek, ayakları yere basan hiçbir hukuksal argüman özgür kalmasını sağlamadı ne yazık ki. Gerçeğin hükmü olmadığı gibi, olup bitenin de hukukla ilgisi yok kuşkusuz. Doğruları söyleyen hukukçular bu vahametin farkında olmadığı için değil, gerçeği inatla dile getirmenin değerine inandığından, doğrusu bu olduğundan çaba harcıyor.

Rejim inşa edici anların-davaların ortak bir özelliği var. En genel ifadesiyle ‘mahkemeye düşenler’in durumu toplumun yalnızca bir ve ilgili kesimi için anlam ifade ediyor. Adalet saygın ve temel bir ilke olarak kabul edilmediğinde -ki Türkiye’de edilmez- kaçınılmaz sonuç, her yargılama sürecinin kendi ‘alıcı’sının çıkmasıdır.

Örneğin, Balyoz-Ergenekon devrinde ‘adil yargılama’ ilkesinin canına okunması, malum siyaset esnafını ve geniş halk kesimlerini hiç ilgilendirmedi. Hatta ‘kurunun yanında birkaç yaş yansa da’ ülke ‘bağırsaklarını temizlediği için’ türlü rezaletin görmezden gelinebileceği söylenebildi. O dava süreçlerinde yandaş gazetelerin attığı manşetler ve kullandıkları süfli dil çoğu okurun hatırındadır. Bugün yine aynı sayfalar, sanki o günler hiç yaşanmamış gibi yine arsızca ilk günden mahkûm ediyor muhalif gördüğünü.

Örneğin, OHAL günlerinde KHK’larla on binlerce yurttaş sorgusuz sualsiz sivil ölüme mahkûm edilirken, milyonlarca yurttaş ve çoğu siyasetçi bu büyük felaketi umursamadı. İşinden edilen yurttaşın bir kısmı ise herhalde Balyoz davasında mahkumiyetler açıklandığında sevinenler içindeydi.

Örneğin, Kürt siyasetinin kimi sembol isimlerinin dokunulmazlığı anayasa aykırı biçimde kaldırılıp da Demirtaş ve yoldaşları cezaevine girdiğinde aldırış edenlerin sayısı çok değildi. Güneydoğu illerine kayyım atandığında? O kayyım az gitti uz gitti ve Marmara bölgesine ulaştı sonunda. Mızraklı’nın tutuklanması anlaşılabilirdi de İmamoğlu nereden çıkmıştı!

“Örneğin…” ile başlayan cümleler sabaha kadar uzatılabilir. Yerli-milli tornamızdan ‘yekdiğerinin hakkını savunmayı’ bir değer-ilke olarak benimsemeye hevesli fazla insan çıkmıyor. O torna değişmeden çıkma ihtimali de yok.

Numara yapmak zorlaştı

Peşrevi uzatmamın nedeni, Osman........

© Diken