2016'da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP'nin rolü
2016'da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP'nin rolü2
‘Yasama bağışıklığı’ adı verilen kurum iki ayrı ‘kalkandan’ oluşur. ‘Sorumsuzluk’ (kürsü dokunulmazlığı) ve ‘dokunulmazlık’ (kürsü dışı dokunulmazlık). Sorumsuzluk, vekillerin yasama işlerindeki ifadeleri/oyları nedeniyle başlarına bir şey gelmesini engeller. Dokunulmazlık ise yasama faaliyeti dışındaki fiillerle ilgilidir.
Anayasa’nın 83.maddesinin ilk fıkrası sorumsuzluğu, sonraki fıkraları dokunulmazlığı düzenler. Dokunulmazlığın iki istinası vardır. Bu iki ve hayli tartışmalı istisnalar dışında, bir milletvekili soruşturulamaz, tutulamaz, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ama TBMM isterse dokunulmazlığı her zaman kaldırabilir ve milletvekilini ‘yargılanabilir’ hale getirir. Dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili artık yargılanabilir olsa da vekilliği bu süreçte devam eder. Eğer vekil seçilmesine engel bir suçtan dolayı hüküm giyerse milletvekilliğini kaybeder. Prosedürü burada anlatmaya gerek yok; kaldırıldıktan sonra AYM’ye başvurabilir vs. Dokunulmazlığı kaldırılan bir milletvekilinin tutuksuz yargılanması kurumun mantığı gereğidir, ancak Türkiye’nin had safhada bağımsız yargısı tutuksuz yargılama kurumundan habersiz görünmektedir.
Peki milletvekilinin ne hikmeti vardır da, diğer yurttaşlardan ayrı, böyle güçlü bir dokunulmazlığa sahiptir. Öyle ya, sonuç olarak ‘yasa karşısında eşitlik’ ilkesinden verilen bir tavizdir dokunulmazlık. Yasama bağışıklığına sahip olan vekil değil, bir kurum olarak TBMM’dir, mesele bu. TBMM bu bağışıklıklarla kendini korumaktadır, kişileri değil.
Türkiye’de 1982’den bugüne eleştirilen ise koruma zırhının varlığı değil, kalınlığıdır. Doğru, Türkiye’de bağışıklık TBMM’nin kurumsal varlığını korumaktan öte, hakkında muhtelif suçlamalar olan kişileri kollayan bir ‘engel’ konumundadır. Hal böyleyken, zırhın incelmesinde ve yalnızca TBMM’nin kurumsal varlığının güvencesi haline gelmesinde yarar var.
Konuyu tartışan ve öneri sunan kimi siyasetçiler dokunulmazlığın hiç olmaması, kürsü dokunulmazlığı ile yetinilmesi gerektiğini savunur. Bu son derece demokratik ve cesur görünen sözleri her okuduğumda, içimden “Şekerim siz Londra’nın hangi kazasında ikamet etmektesiniz?” sorusunu sorarım! Bu tarz önerilerin muhalifken itibar kazandıran boş sözler olduğu kanısındayım. Anglosakson hukukuna dahil sistemlerde güçlü ‘kürsü dokunulmazlığı’ varken bizdeki gibi bir dokunulmazlık olmadığı, vekillerin yargılanabildiği doğru. Güzel de, neyimiz Anglosakson demokrasisine benziyor ki dokunulmazlık kurumu benzesin.
Her demokratik kurum ancak demokratik sistemlerde anlamlı sonuç verir. Hepsi bir yana, bırakalım demokratikleşmeyi vs., Anayasa’nın (ve TCK’nin) başkaca hükümlerinde (örneğin, milletvekili seçilme koşullarını düzenleyen 76.madde gibi) bir değişiklik yapılmadan “Gelin beni yargılayın,” kabadayılığı yaparsanız, bir başka söyleyişle dokunulmazlık kurumunu ortadan kaldırırsanız, demokrasi fukarası ülkemizde ortada muhalif milletvekili kalmaz. Demokratlık ile enayilik arasındaki ayrımı hatırlatmaya gerek var mı?
Bunlar dokunulmazlık kurumu hakkında gerekli gördüğüm genel bilgilerdi. Anayasaya aykırı bir mahkeme kararıyla CHP genel başkanlık koltuğuna oturtulan siyasetçi, birkaç gün önce bir TV kanalına çıktı ve 2016’daki anayasa değişikliğinden pişmanlık duymadığını yineledi. ‘Yineledi’ diyorum çünkü on yıldır aynı şeyi söylüyor. Pişmanlık duymamasının nedeni yukarıda anlattığım gerekçe; ‘yargılanmaktan korkmama, çekinmeme’ külhanbeyliği. Sanki Türkiye’de asıl sorun buymuş, 2016 değişikliği ‘demokratik’ bir saikle yapılmış gibi.
Ne oldu 2016’da? İktidar bloku, Anayasa’ya ekleyeceği Geçici 20.madde ile 83.maddeyi ‘bir kereye mahsus’........
