'Sarı Zarflar': Zıt kutuplar, gri bölgeler ve beklemek üzerine
'Sarı Zarflar': Zıt kutuplar, gri bölgeler ve beklemek üzerine'
*Dikkat spoiler içerir.
Başlangıçta hiçbirimize, özellikle genç kuşağa hiçbir şey ifade etmeyen iki sözcük: ‘Sarı Zarflar’.
Kamuda çalışanlar için ihraçların, OHAL’in, soruşturmaların, disipline sevkin simgesi.
Üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen ‘Barış Bildirisi’ nedeniyle görevinden alınan akademisyenlerin hikayeleri hala taptaze.
76’ncı Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı’yla dönen İlker Çatak’ın yazıp yönettiği ‘Sarı Zarflar’ da işte bu hikayelere odaklanıyor.
Filmde canlandırılan Derya ve Aziz Tufan çifti ihraç edilen yüzlerce kişiden yalnızca ikisi.
2015-2016 döneminde Güneydoğu’daki çatışmaların son bulmasını talep eden akademisyenler ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bir bildiri imzalamış, ‘Barış Bildirisi’ olarak anılacak bu metin nedeniyle üniversitedeki işinden/görevinden alınmıştı.
Hikaye ne kadar bildik olsa da anlatısal tercihler daha önce rastlamadığımız kadar ilgi çekici.
Dört başrol-dört şehir
Perde açılır açılmaz dört başrol oyuncusuyla karşılaşıyoruz:
*Derya rolünde Özgü Namal,
*Aziz rolünde Tansu Biçer,
*Ankara rolünde Berlin,
*İstanbul rolünde Hamburg.
Film bir Türkiye hikayesi ama Almanya’da çekilmiş. Yönetmen hikayenin geçtiği şehirlere de bir rol vererek onları hikayeye eklemlemiş.
Bütün parlaklığıyla aklımızı çelen bu fikir, yer yer bizi yabancılaştırsa da (örneğin Eminönü olarak tasarlanan mekan da bu biraz göze çarpıyor) film geneline baktığımızda çok da sırıtmıyor. Aslında hikayenin yersiz yurtsuzluğu her yerde ve her koşulda olabileceği noktasında seyircinin ön yargılarını kırıyor.
Hikayeye dönecek olursak Aziz ve Derya Ankara’da yaşayan, kendini sanata ve tiyatroya adamış bir çift. Aziz hem üniversitede akademisyen hem de bir tiyatro yazarı. Derya’ysa Devlet Tiyatroları’nda başarılı bir oyuncu.
Ülkede eylemler sürüp giderken Aziz’in bir gün derste öğrencilerine “Okulda eylem var, katılmayacak mısınız” demesiyle çiftin hayatı alt üst oluyor. Aziz ve birçok arkadaşı peş peşe sarı zarflar almaya başlıyor. Hepsi görevinden ihraç edilmiş. Derya’ysa eşinin yanında durduğu için görevinden ihraç ediliyor.
Olayların neden ve nasıl geliştiği konusunda bize ilk yarıda fikir veren en önemli ayrıntı, takside sesini duyduğumuz radyo: Güneydoğu’dan gelen ‘çatışma ve şehit haberleri’, eylemler.
Okulda öğrencilerin neden eyleme gittiğini, protestolarda gördüğümüz barış talebinin neyle ilintili olduğunu bilmiyoruz. Film zaten herkesin aşina olduğunu varsaydığı bir hikayeyi biraz evrenselleştirerek ve biraz da dolaylayarak anlatıyor.
İşte ihraç edildiler, işsiz kaldılar, kiralarını veremeyecek, çocuklarının okul taksidini ödemeyecek hale geldiler. İyi de peki ya sonra?
Türkiye’nin kaçınılmaz çatışması: Seküler-dindar
İhraçların ardından ikinci yarı başlıyor: İstanbul rolünde Hamburg.
Çift, kızı Ezgi’yle birlikte Aziz’in İstanbul’da yaşayan annesinin evine taşınıyor. Derya ve Aziz’in ait olduğu sosyokültürel yapılar, Ezgi’nin Ankara’dan sonra İstanbul’da yaşadığı uyum süreci ve parasızlık birbirine sıkı sıkıya bağlı aile üyelerini bambaşka yerlere götürüyor.
Hikaye ilerledikçe öğreniyoruz ki Ankara’da bir entelektüel-sanatçı hayatı yaşayan Derya aslında İslamcı-dindar bir aileden geliyor. Aziz’le tanışmadan önce........
