Hasan Hüseyin ya da bir kış gecesi rüyası
Hasan Hüseyin ya da bir kış gecesi rüyasıH
Temmuz Bildirisi’ni okuduğumda ortaokul yıllarının başında olmalıyım. Uzun kış gecelerinin, amansız kar yağışının ve yazgısı bitmek bilmeyen yoksulluğun artık bir hayat biçimi olduğu karmaşada, şiir okumanın nedenleri kendiliğinden oluşuyordu zaten.
Öfkeliydi Hasan Hüseyin şiirleri, şaşırtıcıydı, güleçti, şakacıydı, alaycı ve iğneleciydi. Çocuktum ve anlam veremediğim şeyler hakkında sezdiklerim hoşuma gidiyordu. Memleketin en ücra köşesine gelecek kadar söz aldığı ve önemsendiğine göre Hasan Hüseyin okunmalıydı.
Çocukluğun şiirle arkadaşlığı
Ama adında ‘bildiri‘ olan bir kitabı okumanın bazı bedelleri olacağını öğrenmem uzun sürmedi.
Hayat yeni kapılar araladı, yeni şairler tanımama olanak sundu. Bir gün Nâzım Hikmet diye birinden bahsetti biri, ben Hasan Hüseyin’de direttim. Zaten yakın zaman önce okuduğum bir Garip Şiirleri Antolojisi’nde Hasan Hüseyin şiiri görmemiş olmanın haksızlığı içimde saklıydı. Garip şiiri ile Hasan Hüseyin arasında bir geçiş kuramamış olsam da antolojiye alınmamış olmasına alınmıştım, çocukluk biraz da sessizlikle alınmak gibi bir şey galiba.
12 Eylül gelmişti, ateş ve toprak yutmuştu çok şeyi; ama kitaplarından vazgeçmeyen insanlar da vardı. Bilgi Yayınevi’nden çıkan 11×19 ebatındaki Hasan Hüseyin kitapları cepte de taşınabiliyordu ne güzel. Elime geçen bütün kitaplarını okudum. Sonra kasabadaki kütüphanelere bakmayı akıl ettim. Bir halk kütüphanesi ve iki lise kitaplığındaki araştırmalardan elbette sonuç alamadım. Ne Hasan Hüseyin kitapları vardı bu kütüphanelerde, ne de Nâzım Hikmet.
Hasan Hüseyin’e ulaşmak görece daha kolaydı ama Nâzım için aynı şeyi söyleyemem.
Sonra Kavel geldi, Kızılırmak, Acılara Tutunmak, Acıyı Bal Eyledik…
Halk şiirinden tınılar
Tanıdık bir ses geliyor şiirin içinden, halk şairlerinin sesini duyar gibi oluyoruz ki memleketin gerçeğine, insanına, anısına ve birikimine kulak veriyor şair, oradan besleniyor ve yazıyor şiirini. Bununla beraber bir dize uyumu, matemetiksel bir kurgu ve müzik karşılıyor şiiride bizi. İncelikli bir işçilikle yazıldığı seziliyor. Aşk var Hasan Hüseyin şiirlerinde, memleket var, yoksullar, gecekondular, işçiler, öğrenciler, haksızlıklar, dünyanın gidişatı, doğrulmanın ve değiştirmenin sezgisiyle büyülüyor bizi şair.
Karacaoğlan var şiirinde, Yunus var, Kerem ve memleket gerçeğidir onun yazdıkları. Özgürlük için uyanır sanki Hasan Hüseyin, insanın yalnızlığından yola çıkarak kalabalığa ses verir ve özgürlüğün sokaklarında yaşamanın ayrıntılarını duyumsamamız için kurar şiirini.
damda birlikte yatmışızöküzü hoşça tutmuşuzkoyun değil şu dağlardasan kendimizi gütmüşüzhor baktık mı karıncayakırdık mı kanadını serçeninvurduk mu karacanın yavrulusunuya nasıl kıyarız insana
Kaşı ve gözü destan olan çocukların kan içindeki ellerinin şiiridir ve acıyı bal eylemenin imgeleriyle yazılmıştır. Okunur ve bir tablo gibi görünür şiir, imge bu tabloda bir renk ayrımı olmanın ötesinde, bütünlüğü sezilir kılan parçalardan bir bütüne ulaşır.
Bir yandan da şarkılarda dinledik şiirlerini. Ahmet Kaya, Selda Bağcan başta olmak üzere birçok sanatçı, Hasan Hüseyin şiirlerinden besteler yaptı. Şiirin içindeki matematik ve müzik bestelenmesi için sanatçılara olanaklar sağlamış olmalı. Biz de kitaplarında okuduğumuz şiirleri, kasetlerde dinlediğimizde Hasan Hüseyin’e olan tutkumuz biraz daha güçlendi.
Direniş, Kavel ve aşk
Yıllar içinde gittiğimiz grev ziyaretlerinde, Kavel şiirini okuduk ve şiirin yazılma serüvenini anlattık işçilere. ‘İstinyeli emekçi kardeşlerim‘in o müthiş grevi, Kavel Kablo Fabrikası’ndaki o direnişleri elbette bir şaire esin verecekti. 28 Ocak 1963’te başlayan iş bırakma ve direniş sonucu işten atmalar, tutuklamalar, polis baskısı, mahkeme kapıları derken eşleri ve çocuklarıyla birlikte önce bütün mahalleye, sonra semt derken İstanbul’daki diğer fabrikalara yayıldı direniş.
Grev ve toplu sözleşme yasalarının çıkmadığı, grevin yasak olduğu bir dönemde sermayaye karşı gerçekleştirilen Kavel direnişi, Türkiye işçi sınırfı tarihinde ciddi bir dönüm noktası olarak yerini aldı. Tek başına ekonomik sebeplerle değil direniş sonucu grev hakkının tanınması, çalışma hayatının düzenlenmesi için yeni prensiplerin kabulüyle sonuçlandı Kavel. 24 Temmuz 1963’te yürürlüğe giren 275 sayılı yasada yer alan ve yasadan önce gerçekleştirilen grev sonucu haklarında takibat yapılan işçilerin davalarının düşmesine ilişkin madde, Kavel maddesi olarak anıldı.
Son zamanlarda memleketimizin muhtelif yerleride direnen işçilerimizin sesi, soluğu olma hevesi ve iddiasını hiçbir zaman yitirmedi Kavel şiiri. Her zaman direniş meydanlarında, grev çadırlarında yerini alan, ses veren şiirlerin başında geldi.
Direnişçi olduğu kadar romantikti de, işiyle evini, eviyle işini aynı adla anmanın ve bundan onur duymanın ateşini yakmıştı şiirde şair.
O zaman Ataç dergisi ve yayınlarının yöneticisi şair Şükran Kurdakul’dan gelmişti teklif, Hasan Hüseyin’in kitaplarını yayınlamak istiyordu. Çeşitli olasılıklar vardı masada, çeşitli dosyalar derken ilk kitap heyecanı ve coşkusu sardı çevredekileri… Şekibe Çelenk ilk kitabın adını Kavel koysun diye önerdi ve kabul edildi. Kapağına Balaban çalıştı. Nice kitabın başına gelen yayıncılık kazaları Kavel’in de başına geldi ve Kasım 1963’te yayınlanan Kavel, aynı yıl Yeditepe Şiir Ödülü’ne değer görüldü.
ve izin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerimizin verirlerse kavel grevcileri ilk çocuğumun adını kavel koyacağım
Hasan Hüseyin 4 Mart 1927’de Gürün’de dünyaya geldi. Öğretmenlikte sakıncalı bulunup atıldıktan sonra tabelacılık dahil o kadar çok iş yaptı ki geçinmenin bütün sokaklarında çalıştı. 26 Şubat 1984’te Ankara’da hayata veda ettiğinde kitapları, anıları ve direnci bize miras kaldı.
Afşin ve Göksun ilçelerinde öğretmenlik yaparken Nâzım’ın şiirlerini okuduğu gerekçesiyle görevden uzaklaştırılan Hasan Hüseyin meşhur 142. maddeden yargılanıp üç yıl hapis cezasına hüküm giydi ve kamu haklarından men edildi. Yıllar yılı içinde Nâzım’a saygı biriktiren şair o büyük şiirini yazıp bize armağan ettiğinde, ter içinde sakladığı yükü de sırtından indirdi. Haziranda Ölmek Zor şiir ve kitap olarak hayatımıza girdiği gibi müthiş güzel bir Grup Yorum şarkısı olarak da varlığını sürdürdü.
Ücra bir kasabada, uzun kış gecelerinde benim gibi bir ortaokul öğrencisine ulaşan Hasan Hüseyin yaşasaydı bu Çarşamba günü 99 yaşına girecekti. Asırlık çınarımıza, şairimize saygıyla…
