Gölge yazar Buruk Acı
Gölge yazar Buruk AcıG
“Brigitte Bardot bir roman yazsa ve biz onu yayınlasak sence nasıl olur?”
Soruyu soran Yeni İstanbul gazetesinin yazı işleri müdürü Kayhan Sağlamer’di.
Bizimki yanıt verdi: “Harika olur, ortalık toz duman olur.”
Yanıta yeni bir soru geldi “Peki, Türkan Şoray yazsa nasıl olur?”
Kilit açıldı. “Çok iyi olur” dedi bizimki, “Konuşup rica edin, ikna edin yazsın” diye ekledi.
O buluşmada anlaşıldı ki Türkan Şoray imzalı tefrika yayınlamak istiyordu Yeni İstanbul gazetesi ve bunu yazdıracak yazar arıyordu. “O yazmayacak” dedi Kayhan Sağlamer, yanında getirdiği kâğıtları Adnan Özyalçıner’in kucağına bıraktı, “Sen yazacaksın romanı ve gazetede tefrika edilecek.”
Haydi buyur. Her gün beş daktilo sayfası yazması gerektiğini söyledi ve çıkıp gitti.
Cumhuriyet gazetesinin tashih servisinde çalışıyordu o günlerde Adnan Özyalçıner, kucağındaki kağıtlarla evin yolunu tutup durumu Sennur Sezer’e anlattı. Kafa kafaya verip plan yaptılar, kurgu, roman örgüsü derken köyden çıkıp kente gelen genç bir kadının başından geçenler anlatılacak, kadının üzüntü ve şaşkınlıklarına neden olan olaylar zincirine de Buruk Acı adı verilecekti. Ertesi günün akşamında Türkan Şoray ile Rüçhan Adlı’nın Levent’teki evlerindeydi Adnan Özyalçıner. İlk beş sayfayı yazmıştı, Kayhan Sağlamer memnundu koltuğunda. Gazetecilerin boy boy fotoğrafını çektiği Türkan Şoray yazar olarak, Buruk Acı’nın ilk söyleşisini veriyordu… Hemen sonrasında da tefrika yayınlanmaya başladı.
Adnan Özyalçıner sabah erkenden kalkıp daktilosunun başına geçiyor, o günkü beş sayfayı yazarak evden çıkıp elindekileri Yeni İstanbul’a teslim ettikten sonra Cumhuriyet’teki işine gidiyordu. Tefrika ilerledi, gelip bir yere dayandığında şarkı sözü gerekti kurguya. İş Sennur’a düştü tabi. ‘Gurbet içimde bir........
