menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Agop Arad: Bir kitap, bir düğün

36 0
12.07.2026

Agop Arad: Bir kitap, bir düğünA

1913 yılında Eskişehir’de, yoksul marangoz bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Agop Arad, henüz bir yaşındayken ailesinin kervanında İstanbul’a göç etti. Kumkapı’da Assomption Koleji’ni bitirdikten sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nde Nazmi Ziya, İbrahim Çallı ve Leopold Levy’nin atölyelerinde eğitim aldı. 1941’de kurulan Yeniler Grubu’na katılan Arad, bir yandan da Vatan, Akın, Şehir, Hakikat-i Tasvir gibi gazetelerde gazete ressamlığı yaparak geçimini sağladı. İstanbul’da uzun yıllar Tarabya’da yaşadı, bir zaman da Boyacıköy’de geçti ömrü.

Resimlerinde halktan insanları; balıkçıları, ayakkabıcıları, işçileri, hamalları izlek edinen Agop Arad sanat anlayışını şu sözlerle özetliyor: “Resimlerimde hep emekçiler, yoksullar, avareler var. Bunları böylesine yakından tanımak, içten tanımak gerekir kalıcı kılabilmek, etkili yapabilmek için. Çok fakir büyüdüm. Güç koşullarla bugüne geldim. Bir insanın kalbi neredeyse eseri de oradadır.”

Agop Arad, edebiyatımızın da gizli kahramanlarından biridir. Garbis Cancikyan ile Haygazun Kalutsyan’ın 1942’de yayımlanan Balkıs kitabının kapağında onun resmi vardır. Orhan Veli’nin Garip kitabının ikinci baskısının kapağını o yapmıştır. 1964 yılında Yeditepe Yayınları’ndan çıkan Orhan Kemal’in Çamaşırcının Kızı kitabını neredeyse baştan sona o resimlemiştir. Yürüyüş dergisindeki çizimleri muhteşemdir.

Ancak onun sanatında asıl unutulmaz olan, Vatan gazetesi adına Sabahattin Ali davasını izlerken mahkeme salonunda çizdikleridir; küstah bir katilin şıklığı ve umursamazlığı, canı sıkılan mahkeme heyetinin uzaklığı, avukatların çaresizliği ve izleyicilerin karmaşık halleri onun çizgileriyle tarihe kaydolmuştur. Dönem tefrikaları, köşe yazarlarıyla olduğu kadar gazetelerin ressamlarıyla da öne çıktığı dönemdir.

Agop Arad için bir emek mücadelesi

İnci Aydın’ı öykülerinden, Türkiye Yazarlar Sendikası’ndan uzun yıllardan beri tanıyorum. Kadıköy sokaklarında karşılaştıkça iki lafın belini kırmışlığımız çoktur. Memleket gaz ve toz bulutu olduğu bahar aylarında da karşılaşırız  ve İnci sözü her defasında Agop Arad’a getirir, heyecanla bir şeyler anlatırdı. Bazen bir dergi sayfası çıkardı çıkınından, bazen bir köşe yazısı. Biriktirir ve yazardı.  Bazen dergilerde okurdum Arad üzerine yazdıklarını, bazen de Yeni e’ye yazması için ondan rica ederdim. İnci Aydın uzun süren bu çalışmalarını nihayete erdirdi ve Yervant Gobelyan’dan armağan bir adla kitabını yayımladı: Renklerin Diyojeni: Ressam Agop Arad. Bu kitapta Sait Faik’ten Orhan Kemal’e, Orhan Veli’den Fethi Karakaş’a, Ali Sirmen’den Oktay Akbal’a ve İlhan Selçuk’a uzanan muazzam bir dostluğa, yarenliğe ve vefaya tanık oluruz.

Ömrünü çizmeye adamış bir ressama duyduğumuz vefa ve yakınlık için oluşturulan bu bütünlük, en azından benim için bütyük bir mutluluk kaynağına dönüştü. Daha önce farkında olmadığım, bilmediğim birçok resmiyle karşılaştım Agop Arad’ın, onun hakkında yazılanlar, sergileri, çizimleri, fotoğrafları, gurbetteki zamanı dahil pekçok şey için oldukça........

© Diken