Nomofagos Çağı
‘Nomofagos‘ diye bir tabir yok aslında. Fransız Devrimi en kanlı evresinden geçerken Jean-Louis Laya isimli, bugün çoktan unutulmuş bir yazarın kaleme aldığı bir tiyatro oyununda, karakterlerden birine verilmiş isimlerden biri yalnızca.
Eski Yunanca’dan – ‘nomos’ (kural/yasa) fagos (yiyen) – türetilmiş. Devrimin iktidara taşıdığı, kimilerinin ‘ilk modern diktatör’ saydığı Robespierre’in anayasal düzeni yok sayarak Fransa’yı keyfî biçimde yönetmesini eleştirmek için ona yakıştırılmış. Robespierre, otoriterliğin ayarını kaçırarak söz ve eylemleriyle suladığı kan banyosunda kendisi de boğulup gidince deyim de tedavülden kalkmış, yani ‘tutmamış’.
Biz tutalım. Kural tanımaz hükümdarın yasaları eğip bükmesine değil daha ileri bir aşamaya, doğrudan ‘yeme’sine işaret ettiği için; altında ezildiğimiz rejim son on yılların en iştahlı kurum-kırıcı, hak-bükücü ve kural-yiyici rejimi olduğu için tutalım.
Tutarken, kuralı/kanunu yalnızca hukuk metinlerine nakşedilmiş maddeler olarak da düşünmeyelim. Yine Yunanca ‘nomos’tan türettiğimiz ‘namus’ kavramına veya yazıya dökülmemiş ‘teamüller’ sahasına da inelim. Bildiğimiz/tutunduğumuz tüm dayanak noktalarının sistematik olarak ortadan kaldırıldığı, ‘namus’ – veya daha sekülerleştirilmiş tabirle ‘haysiyet’iminizin – iki paralık edildiği, inşa etmeye çalıştığımız her ittifakın bölünüp parçalandığı, bakir kalmış her vahanın kurutulduğu çorak vadiden kaçırmayalım nazarımızı.
Devamlı narkozda tutulsak dahi, nefes borumuza her gün yeni bir çakıl taşının sıkıştırıldığı merdivenaltı ameliyathaneye dikelim gözlerimizi ısrarla. Kolumuzu delik deşik eden ilaçların esen rüzgara göre değiştirildiği, bedenimize giydirilen deli gömleğinin her geçen gün daha da sıkılaştırıldığı tımarhanenin duvarlarını, kapılarını, gardiyanlarını ve yöneticilerini bir dakika olsun unutmayalım, inatla.
Tımarhanenin içinde hakikat, tüm berraklığı ve pırıltısına rağmen gözden kayboluveriyor bazen. İnsalık hali ya, Nomofagos Çağı’nın tam ortasına........
