Slovakya Trencin'e adını yazdıran 6 Türk Sanatçı
Basından muhakkak görmüşsünüzdür.
Geçtiğimiz yılın sonunda Avrupa Kültür Başkenti olarak 2026 yılı için biri Finlandiya biri de Slovakya olmak üzere iki ülke seçilmişti.
Trencin'in websitesinde bu konuya ilişkin olarak "..5 Aralık 2025'te olağanüstü bir an yaşandı. Slovenya'nın Nova Gorica kentinde, Slovakya'nın Trencin şehri ve Finlandiya'nın Oulu şehri, Avrupa Kültür Başkenti'nin sembolik bayrağını teslim aldı." şeklinde bir açıklama yapılmış ve de Avrupa Kültür Başkenti unvanının şehri içeriden dönüştürme daveti olduğundan bahsedilmiş. Bu nedenle de 2026 yılı için Trencin'in kalıcı iz bırakacak şekilde kültürel bir yıla hazırlandığı söylenmiş. (https://www.trencin2026.eu)
İşte bahsettiğim sergi bu kapsamda, Trencin Kalesi'nin içinde yer alan ve de 28 Ağustos'a kadar açık kalacak olan bir çağdaş sanat sergisi. Daha doğrusu 3 farklı seriden oluşan bir çağdaş sanat sergisi çünkü bahsettiğim Türk ekibin sergisinin yanı sıra kalede bir de Japon ve Portekizli olan iki sanatçının eserleri var.
Kalenin hikayesini biraz araştırıp bugüne kadar kimler yaşamış, nelere tanıklık etmiş şöyle hızlıca bir göz attığınızda 11. yy'dan günümüze kadar oldukça farklı kralların, hanedanlıkların önemli anlarına sahne olduğunu görüyorsunuz.
Örneğin Kral Charles Robert'tan Büyük Kral Ludovít'e, Lüksemburglu Sigismund'un ikinci eşi Kraliçe Barbara'dan Bohem Kralı Poděbrady'e, Kral Ferdinand'dan İmparatoriçe Maria Theresia'ya kadar pek çok kralın ve kraliçenin adı bu kale ile farklı şekillerde anılıyor.
Bu arada 11. yy'dan 18. yy'a kadar aktif olarak kullanılan kalenin geçmişinde bir dönem yangın geçirip bir dönem şehrin hapishanesi olarak kullanıldığı bile yazıyor. Her ne kadar 18. yy'ın ikinci yarısında kalenin tüm önemini yitirmiş olduğu söylense de 1953 yılında Slovakya Ulusal Kültür Anıtı ilan edilmesinden sonra yeniden önem kazanmaya başlayarak günümüzdeki haline ulaşmış.
Şimdi gelelim bahsettiğim serginin detaylarına...
Geçtiğimiz hafta bu sergide yer alan 6 işin Türk sanatçılara ait olduğunu öğrenince hikayesini dinlemek istedim ve de serginin küratörü Ekmel Ertan'dan şu bilgileri öğrendim.
Bu proje ilk olarak 2021 yılında Trencin Avrupa Kültür Başkenti başvurusu için dosya hazırlarken gelmiş kendisine. Daha önce amber Platform’un yürüttüğü Avrupa Topluluğu destekli projeler ve amber Festival sırasında yaptıkları iş birlikleri varmış, dolayısıyla kendisini tanıyorlarmış.
2026’da Trencin Avrupa Kültür Başkenti seçilirse, sergilenmek üzere Trencin Kalesi’ne ait bir efsane olan Fatma ile Ömer’in hikâyesini yeni teknolojiler ve çağdaş bir yorumla ele alan bir performans için bir öneri istiyorlarmış. O dönemde bir grup görsel sanatçı ve performans sanatçısını davet ederek üzerinde çalışmışlar ve bir öneri sunmuşlar.
2024’te Trencin’in dosyası başarılı bulunmuş ve de 2026 Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş. Bu sayede konu yeniden gündeme gelmiş ve de Ertan bu proje üzerinde tekrar çalışmaya başlamış. Bu kez küçülen bütçe ve uzayan süre nedeniyle performansa dayalı bir proje yerine site-specific performatif bir sergi için çerçeve belirleyip, farklı sanatçıları davet etmiş. Sonrasında çalışmaya başlamışlar. (Bu arada Ertan, sanatçılar arasına bir dramaturg da dahil etmiş. Bir yandan bir efsaneyi çağdaş bir yorumla yeniden ele alıp, bir anlamda yapısını çözümleyerek ve farklı bakış açılarına olanak veren bir kurgu ile farklı sanatçıların işlerini bağlamdan uzaklaşmadan bir arada tutarak, hem fiziksel hem de tematik olarak mekân-özel bir sergi kurgulayabilmek için.)
2025 yılı boyunca sergi üzerine hep birlikte çalışarak işleri belirlemişler ve Trencin’e sanatçılarla beraber yaptıkları bir saha ziyaretinin ardından da üretime başlamışlar. İşte ekip böyle bir araya gelmiş ve çalışmadan 6 iş çıkmış.
Sergi üzerine Projenin Dramaturg'u Miran Bulut ile kısa bir sohbet..
1) Geçtiğimiz hafta Slovakya'da açılan bu sergiyi bize nasıl anlatırsınız?
Miran Bulut (dramaturg): Well of Love, Trencin Kalesi’yle özdeşleşmiş Omar ve Fatima efsanesinden yola çıkan çok disiplinli bir sergi. Efsaneyi yeniden anlatmayı ya da romantik bir geçmişi temsil etmeyi amaçlamıyor. Aksine, hikâyenin yüzyıllardır........
