Ateşi taşımak
Motorumla şehirlerarası bir yolculukta ilerlerken, hiç ağacın olmadığı, sadece kamyonların harıl harıl çalıştığı, gökyüzü dahil her şeyin griye bulandığı bir yerde mola verdim. Mola verdiğim yerde bir çeşme vardı, ama o çeşmeden su içmeyip sadece elimi yüzümü yıkadım. Manzaraya bakarken aklıma Cormac McCarthy’nin ‘Yol’ romanı geldi. Romanda sık sık şöyle bir ifade geçiyordu: “Gökyüzüne baktı. Sanki orada görülecek bir şey varmış gibi.” Ya da başka bir yerde: “Alışkanlıkla gökyüzüne baktı ama görecek bir şey yoktu.”
‘Yol’ romanı ne çok filme, bilgisayar oyununa, benzeri romanlara esin kaynağı olmuştur kim bilir. Peki ama Yol romanı neden bunca esin veriyordu bu çağda? Belki de romanın anlattığı gibi distopik bir geleceğe doğru yol alıyorduk. Çünkü romanda haz ekonomisi çökmüştü. Bir zamanlar tüketim toplumunun sembolü olan marketlerdeki alışveriş arabası, hayatta kalma mücadelesi veren baba ile oğulun eşyalarını taşıdıkları bir araca dönüşmüştü. Arzunun çekildiğini renksizlikten, karanlığın artık derinleşmiş bir yokluk hissine dönüşmesinden anlıyorduk. Ama arzu tam olarak sönmemişti de… Romandaki baba sürekli şöyle diyordu: “Ateşi taşıyoruz.” Ateş, uygarlık, umut, arzu anlamına geliyordu sanki.
Arzu fazlalığından........
