ABD’nin Suriye’den çekilişi: Bir projenin iflası
Bir dönem sessiz sedasız sona erdi; ABD askerlerinin Suriye’den çekilmesi tamamlandı. Washington’un sahadaki askeri varlığını tamamen sonlandırdığını Suriye yetkilileri açıkladı, CENTCOM doğruladı (AP, 16 Nisan 2026).
ABD, Suriye’de askeri güç kullansa dahi kalıcı bir düzen kuramayacağını sahada yaşayarak gördü. Önce bazı üslerin boşaltılması, askeri varlığın küçültülmesi ve nihayet tamamen çekilme kararı bu zorunluluğun sonucudur.
Kuşkusuz, Amerikan askerinin çekilmesi ABD’nin bölgeden tümüyle elini çekmesi anlamına gelmiyor. Fakat ABD’nin sahadaki askeri gücüyle Suriye’yi parçalama operasyonunun başarısızlıkla sonuçlanması, bundan sonraki sürecin bölge ülkelerinin lehine şekillenmesini sağlayacaktır. Amerikan askerinin Suriye’den çekilmesi, teknik bir tahliye değil, bir projenin iflasını temsil ediyor. Bu olay, bölgemize yönelik emperyalist planların tarihe gömülmekte olduğunu gösteren önemli bir dönüm noktasını ortaya koyuyor.
BÖLGESEL İNİSİYATİF
Bu gelişme yıllardır devam eden bir mücadelenin son halkasındaki kazanımdır. Her ne kadar Esad yönetimi yıkılsa ve yeni bir yönetim işbaşına gelse de Suriye devleti çökmemiştir. ABD’nin 2011’de vekil güçler eliyle başlattığı ve daha sonra doğrudan sahaya asker göndererek uygulamaya koyduğu hedefi, Suriye’nin parçalanması üzerine kuruluydu. Rusya’nın sahaya doğrudan askeri müdahalesi, İran’ın ABD operasyonuna karşı Şam’a verdiği destek ile Türkiye’nin IŞİD ve PKK’ya karşı Suriye sahasına üç büyük askeri operasyonu, özünde aynı amacın sonucuydu: Suriye’nin siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün bozulmasını önlemek. Eylemleri farklı önceliklerle şekillense de bu üç devlet 2017 yılında Astana sürecinde bir araya geldi. Sonuçta, Türkiye, Rusya ve İran’ın oluşturduğu bölgesel inisiyatif ABD’nin hareket alanını daralttı. Bu üçlü mekanizma, Suriye sahasında belirleyici güç haline geldi. ABD ise dışarıdan müdahil bir aktör olarak yalnızlaştı.
BÖLGE ÜLKELERİNİN NESNEL ÇIKAR BİRLİĞİ
Bu süreçte bölge ülkeleri açısından en önemli sorun, ABD’nin YPG/SDG’ye desteğinin kesilmesini sağlamak ve sahadaki Amerikan askeri varlığını ortadan kaldıracak şartları oluşturmaktı. Fakat, Astana süreci, bu üç devletin aralarındaki öncelik farklarını aşamaması sonucu yerinde saymaya başladı, daha sonra da esas hedefine ulaşmasını sağlayacak hamlelerin yapılamaması nedeniyle tıkandı. Ve 2024 yılı sonuna gelindi.
Aralık 2024’te Esad yönetiminin yıkılması, birçok kişi tarafından ABD’nin Suriye’yi parçalama operasyonu doğrultusunda bir gelişme olarak görüldü. Buna karşın, Suriye’deki yönetim değişikliğinden bu yana geçen son 16 aydaki gelişmeler, bu değerlendirmenin doğru olmadığını ortaya koydu. İlk başta farklı noktalarda gözüken Türkiye ve Rusya, Şam’daki yönetim değişikliğinden sonraki çok kısa bir süre içinde yeniden aynı noktada buluştu. Esad yönetiminin bir numaralı destekçisi konumunda olan İran, bu gelişmeden memnun olmamıştı ama yönetim değişse bile Şam’ın ülkenin tamamında otorite kurma yoluna girmesi ve bu sürecin Amerikan askerinin çekilmesini sağlaması, nesnel olarak İran’ın da lehine bir sonuç yarattı.
Türkiye’de başlayan “Terörsüz Türkiye” sürecine paralel olarak, SDG’nin Amerikan askeri şemsiyesi ile kontrol ettiği bölgelerin Şam’a teslim edilmesi sağlandı. Üstelik bu süreç, ABD devleti içindeki bazı unsurlarla birlikte İsrail’in bütün çabalarına rağmen başarıldı. Bunu sağlayan esas güç, Türkiye’nin sahadaki askeri varlığıydı. ABD’nin sahadaki vekil gücü olan SDG çözülme sürecine girdi. YPG/SDG’nin merkezi otoriteyle entegrasyon süreci ve askeri baskı altında gerçekçi olmayan taleplerinden vazgeçmek zorunda kalması, ABD’nin dayanaklarını zayıflattı.
YENİ DÜNYA DENGELERİNİN HABERCİSİ
Bu tablo şunu gösteriyor: ABD Suriye’den kendi isteğiyle değil, zorunlulukla çekildi. Bugün yaşanan, bir “çekilme kararı” değil, sahada kaybedilmiş bir mevzinin terk edilmesidir.
Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Suriye’de belirleyici olan artık dış müdahale değil, bölgesel işbirliğidir. Sonuç olarak: Suriye sahasında tarihsel bir eşik aşılmıştır. ABD’nin çekilmesi, BOP’un Suriye ayağının bölge ülkelerinin mücadelesi sonucunda tarihe gömülmesidir. Aynı zamanda Atlantik merkezli müdahale modelinin sınırlarına dayandığının somut bir göstergesidir.
Bu gelişmeyi, ABD ve İsrail’in İran’a boyun eğdirememesiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Bu süreç henüz bitmiş değildir. ABD Suriye’de olduğu gibi İran’da da yenilecektir. Suriye’den çekilen ABD, Batı Asya’dan da çekilmenin eşiğindedir. Bu, yeni dünya dengelerinin habercisidir.
