Sebepsiz sessizliklerin psikolojisi
Bazen hiçbir şey olmamış gibi görünür. Hayat akıyordur, sorumluluklar yerli yerindedir, büyük bir kriz yoktur. Ama kişi ansızın içine çekilir. Mesajlara geç cevap verir, telefonları açmak istemez, kalabalık ortamlardan uzak durur. “Biraz yalnız kalmak istiyorum” der ama bu yalnızlık dinlendirici olmaktan çok ağırlaştırıcıdır. Çevresindekiler ise çoğu zaman bunu yanlış yorumlar: “Bize mi kırıldı?”, “Bir sorun mu var?”, “Neden böyle davranıyor?” Oysa bazen gerçekten görünür bir sebep yoktur.
Psikolojide bu durum çoğu zaman bir kopuş değil, bir korunma biçimi olarak değerlendirilir. İnsan zihni sürekli dış uyaranlara, beklentilere ve ilişki yüklerine maruz kaldığında, farkında olmadan kendini geri çekerek denge kurmaya çalışır. Bu, bir nevi içe dönük bir mola gibidir.
Ancak bu mola kısa süreli ve bilinçli olduğunda iyileştiricidir; uzadığında ise kişinin hem kendisiyle hem çevresiyle bağını zayıflatabilir.
Sebepsiz gibi görünen bu geri çekilmenin altında çoğu zaman “sebebi adı konmamış” duygular yatar. Yorgunluk, tükenmişlik, hayal kırıklığı, anlaşılmama hissi ya da sürekli güçlü kalma zorunluluğu… Kişi bunları açıkça ifade edemediğinde iletişimden çekilir. Çünkü konuşmak, anlatmak ve açıklamak bile başlı başına bir enerji gerektirir. Enerjisi azalan kişi ise en temel psikolojik savunmaya yönelir: geri çekilmek.
Burada önemli bir ayrım vardır. Yalnız kalma ihtiyacı sağlıklıdır; herkesin zaman zaman sosyal temasını azaltmaya ihtiyacı olur. Ancak iletişimi tamamen kesme isteği, kişinin iç dünyasında bir yük biriktiğini gösterir. Özellikle “kimseyle konuşmak istemiyorum”, “anlatacak gücüm yok” düşünceleri sıklaşmaya başladıysa bu, duygusal tükenmişliğin habercisi olabilir.
Çevre açısından bakıldığında ise bu sessizlik çoğu zaman kişisel algılanır. Oysa içe çekilen kişi çoğunlukla ilişkiden değil, kendi zihnindeki gürültüden uzaklaşmaya çalışıyordur. Bu noktada yapılabilecek en sağlıklı şey, sorgulayıcı ve baskı kuran bir tutum yerine temasın kapısını açık bırakmaktır. “Konuşmak istersen buradayım” cümlesi, uzun açıklamalardan çok daha kapsayıcıdır. Çünkü içe çekilen kişi için en zor şey, açıklama yapma zorunluluğudur.
Kişinin kendisi için ise ilk adım, bu geri çekilmeyi yargılamadan fark etmektir. “Neden böyleyim?” sorusu çoğu zaman suçluluk yaratır; onun yerine “Şu an neye ihtiyacım var?” sorusu iyileştiricidir. Bazen ihtiyaç gerçekten yalnızlıktır, bazen anlaşılmak, bazen de sadece dinlenmektir. Duygunun adını koymak, içe çekilmenin süresini kısaltır ve iletişime dönüşü kolaylaştırır.
Unutulmamalıdır ki iletişimden uzaklaşmak her zaman ilişkiyi reddetmek anlamına gelmez.
Çoğu zaman bu, kişinin kendini toparlama çabasıdır. Ancak bu süreç uzadığında kişi yalnızlaştığını fark etmeyebilir. Bu yüzden hem bireyin kendi sinyallerini fark etmesi hem de çevrenin yargısız bir alan sunması büyük önem taşır.
Bazen en büyük ihtiyaç konuşmak değil, konuşabileceğini bilmektir. Sessizlik her zaman boşluk değildir; kimi zaman yardım çağrısının en sessiz halidir. Bu sessizliği anlamaya çalışmak ise hem kendimizle hem başkalarıyla kurduğumuz bağın en olgun biçimidir.
