menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Konuşamayan duyguların sessizliği

12 0
15.04.2026

Bazen insanın içinde bir şeyler olur ama adı olmaz. Ne tam bir öfke ne net bir üzüntü ne de tarif edilebilir bir kırgınlık… Sadece bir ağırlık. Göğsün ortasında, boğazında düğümlenen ama kelimeye dönüşemeyen bir şey.

İşte tam da burada başlar “duygularını ifade edememek”.

Çoğu insan bunun bir eksiklik olduğunu düşünür. “Neden anlatamıyorum?”, “Neden bu kadar zor?” diye kendini sorgular. Oysa bu bir yetersizlik değil; çoğu zaman öğrenilmemiş bir dildir. Çünkü duygular da tıpkı konuşmak gibi öğrenilir.

Çocukken “abartıyorsun”, “ağlama”, “takma kafana” gibi cümlelerle büyüyen biri için hissetmek zamanla tehlikeli bir şeye dönüşür. Duygu gelir ama bastırılır. Bastırıldıkça tanınmaz hale gelir. Tanınmadıkça da ifade edilemez.

Ve sonra yetişkinlikte biri sorar:

Ama aslında bilinmiyordur değil… Sadece hissedilen şeyle temas kuracak kelimeler hiç gelişmemiştir.

Duygularını ifade edemeyen insanlar genelde iki uçta yaşar:

Ya da birikir, birikir ve en alakasız anda taşarlar.

Çünkü ifade edilemeyen her duygu, içeride bir yerlerde yaşamaya devam eder. Yok olmaz. Sadece şekil değiştirir. Bazen bedende bir sıkışma olur, bazen anlamsız bir huzursuzluk, bazen de ani bir öfke patlaması…

Aslında mesele “çok hissetmek” değildir.

Mesele, hissedileni anlayamamaktır.

Kendini anlamak ise büyük cümlelerle başlamaz.

“Şu an içimde ne var?” diye dürüstçe sormakla başlar.

Belki cevap net olmaz.

Belki sadece “iyi değilim” dersin.

Ama bu bile bir başlangıçtır.

Çünkü duygular, görmezden gelindikçe karmaşıklaşır;

fark edildikçe sadeleşir.

Kendini ifade edememek bir son değil,

bir başlangıç noktasıdır.

İnsan, önce kendi içinde duymayı öğrenir.

Ve bazen en büyük cesaret,

“Ne hissettiğimi bilmiyorum ama anlamaya çalışıyorum” diyebilmektir.


© Anayurt