menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail'in "meşruiyet" kaybı ve yeni Batı stratejisi

11 0
21.09.2026

Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Rakipoğlu, İsrail'in Gazze soykırımı sonrası Batı'da zedelenen meşruiyetini yeniden tesis çabalarını AA Analiz için kaleme aldı.

Gazze soykırımının üçüncü yılına yaklaştığımız bu günlerde, İsrail’in Batı’daki en sadık müttefiklerinden bile artık koşulsuz bir destek talep edemediği bir tablo ortaya çıkıyor. Siyonist işgale karşı biriken tepki önce üniversite kampüslerinde başlamış, ardından seçim sandıklarına taşınmıştı. Michigan'da gerçekleşen Senato yarışında İsrail lobisi AIPAC’in Filistinli aday Abdul El-Sayed’e karşı harcadığı yaklaşık 30 milyon dolar (ki AIPAC’ın tek bir seçim yarışına yaptığı en büyük yatırımdır) sonuç vermezken El-Sayed ön seçimi kazanmıştı. Cumhuriyetçi aday Mike Rogers ise genel seçim aşamasında, AIPAC'in adı seçime karıştığı takdirde rakibinin "AIPAC'e bağımlı aday" söyleminin güçleneceği endişesiyle, lobiden açıkça destek istemedi. Amerikan kamuoyu araştırmalarında saygın bir yeri olan Gallup şirketinin Şubat 2026 verilerine göre, Amerikan kamuoyunda İsrail’e duyulan sempati son on yıl içinde yüzde 70’e yakın bir orandan yüzde 30 civarına düşmüş durumda. Bu rakamlar İsrail’in Batı’daki meşruiyet zemininin sarsıldığını gösteriyor. Tel Aviv, bu güven sarsıntısı karşısında Batı kamuoyunda yıpranan imajını yenilemekten ziyade, hükümetlerin kararlarını etkileme arayışına yöneliyor.

İsrail’in Batı kamuoyundaki konumunun sarsıldığı iddiasının altı boş değil. Gazze’de yaşanan yıkımın adeta canlı yayın niteliğinde ve kesintisiz biçimde takip edilebilmesi, klasik imaj yönetimi tekniklerinin işlevselliğini önemli ölçüde azaltmıştır. Gazze’den gelen görüntüler ile İsrail’in resmi açıklamaları arasındaki çelişki, kamuoyunda artık “abartı” ya da “tek taraflı anlatı” savunmalarının işlevini kaybetmesine yol açıyor. Amerikan siyasi hayatını uzun yıllardır izleyen bağımsız bir araştırma kurumu olan Pew Research’in yaptığı anketler, Amerikan halkı nezdinde Netanyahu'nun “küresel meselelerde doğru olanı yapacağına” dair güvenin ciddi biçimde zayıfladığını gösteriyor. Bu güvensizlik, özellikle 30 yaş altı kesimde, son bir yılda hızla artmıştır. Kongre düzeyinde 100'den fazla Demokratın İsrail’e askeri yardımın askıya alınmasını öngören bir yasa teklifine destek vermesi, birkaç yıl öncesine kadar siyasi olarak akla gelmeyecek bir eşiğin artık aşıldığına işaret ediyor.

Buna karşın bu kırılmayı kalıcı ve tek yönlü bir kopuş olarak okumak, tarihsel bağlamı göz ardı etmek anlamına gelir. Geçmiş emsaller İsrail’in imaj krizlerinden çıkış kabiliyetinin hafife alınmaması gerektiğini gösteriyor. Birinci İntifada’nın ardından uluslararası izolasyon endişeleri oldukça güçlüyken İsrail yeniden dünyaya açılabilmiş ve dördüncü Gazze savaşı sonrasında da halen görece kabul edilebilir bir aktör olarak konumunu sürdürebilmişti. Bugün de benzer bir örüntü gözlemleniyor. Nitekim İsrail "ateşkes" sürecini kendi lehine son derece verimli bir biçimde kullanıyor. Bu anlamda Siyonist rejim, Filistin davasını kamuoyu gündeminden düşürme, dikkati İran savaşı gibi başka krizlere yönlendirme ve büyük ölçekli tek bir hamleden ziyade parça parça, zamana yayılmış bir itibar inşası stratejisi izliyor. Tepkilerin coğrafi olarak eşitsiz dağılımı da bu tabloyu destekliyor. Örneğin, Madrid hükümeti nispeten İsrail’e karşı sert bir duruş sergilese de, Filistin’deki soykırımı durduracak caydırıcı bir etki yaratamamıştır. Londra’nın tepkisi ise klasik liberal barış söyleminin ötesine geçmiyor. Yahudi çalışmaları alanında tanınan Brandeis Üniversitesi’nin Ağustos 2026 tarihli araştırması bu resmi daha da karmaşıklaştırıyor. ABD’li lisans öğrencilerinin yalnızca yüzde 9’u kendini........

© Anadolu Ajansı Analiz