menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsa ÇOLAKER Şiirin Gürültülü Sessizliği

11 0
26.02.2026

Şiir sessiz bir gürültüdür. İyi şiir sizi kendine çeker. Şiiri çekici kılan da bu sessiz gürültüsüdür. Şiirdeki ses gizlidir. Her şiirde de bir parça gürültü vardır. Siz onu duyar ve hissedersiniz. Ama hiçbir şiir bağırmaz, bağırmamalı da. Şiiri, bu gürültüsüyle seviyorum. Şiir yazmasam da böyledir. İyi şiir gürül gürül bir gizil ses çıkarır. Okurken de bunu hissedersiniz. Şiirin dünyasında gizil bir ses yapısı vardır. Bize düşen de bu sesi kovalamaktır.

Mesela, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiiri böyledir. Onun şairliğini pek hatırlamasak da durum budur:” Ne içindeyim zamanın/ Ne büsbütün dışında;/ Yekpare, geniş bir anın/ Parçalanmaz akışında.’’ diyen Tanpınar, sadece anın ve zamanın sessiz çetelesini tutmuş gibidir. Edebiyatımızın çınarı, eserleri zamanında ilgi görmese de zamanın izinde sevilerek okunan bir edibimiz olmuştur. ‘’Kime dokunsam sensin/ Kimi çağırsa dudaklarım…/ Başımın tacı canım efendim. / Görünmez çığlıklarımı gören / Eğilmez başımı eğensin…/ Sen bir deniz derinliğisin… ‘’ dediği sevgiliye özlemini anlattığı dizeler; derin, sükût dolu ve sessizliğin gürültüsünü bize verir. Bu dizelerde gizli bir ses bulutu vardır. Tanpınar şiirinin derin hissiyatı da buradadır. Devam edelim.

Şiirlerinde sesin hüküm sürdüğü bir ozan da Yahya Kemal Beyatlı’dır. Üstat da sesin gücüyle bize yönelen bir şairdir. O da şiirde sesin hükmüne inanır ve musikiyi de şiirin sesine katar. Bizi sesin gücüne yönlendiren dizelerinden birisi de Cumhuriyetin dört aruz ustasından biri olan Yahya Kemal Beyatlı’nın mısralarıdır. Bir ses şairi olan üstat der ki; ‘’ Kalbim yine üzgün seni andım derinden / Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden / Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden.’’ Şarkıda bunları söyleyen Yahya Kemal Beyatlı, bizi ince saz sessizliğinde bir aşk yolculuğuna çıkarır. Aşk, derinlik biraz da gizli bir sessizlik ve bir gürültü gerektirmez mi? Evet. Aşkın sularında yüzen insan, Yahya Kemal Beyatlı’nın bu gizli ses yapılı şiirini iyi anlar. Tanpınar’ın hocası olan üstat, şiirindeki tarih ve ses zenginliğini biraz da Fransız romantizminden almıştır. Bergsoncu yapı da diyebiliriz. Bizi sessiz bir çığlığa götüren Yahya Kemal Beyatlı şiiriyle devam edelim:‘’Kandilli yüzerken uykularda/ Mehtabı sürükledik sularda/ Bir yoldu parıldayan gümüşten/ Gittik… Bahs açmadık dönüşten.’’ Sessizliğin denizinde sizi gürül gürül gezdiren usta dizeler.

Şiirinin dizelerinde sizi gezdirirken, ses uğultusunda kaybolduğunuzu size hissettiren bir şairimiz de Ahmet Haşim’dir. Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan daha eski olan usta, şiirde ses ve musikiye çok önem verir. Ahmet Haşim şiiri belki de ses ve sembol şiiridir. Şiiri sessizliğin gürültüsünde gezdiren Ahmet Haşim, sesin gücünü şiire nakşetmiş adamdır. Demlerle birleşen bir Haşim şiiri sesle musikiye dönüşür. Okurken sizi içine çeken ses gerçeği Ahmet Haşim’dedir. Sesle örülmüş şiiri, psikanalitik yorumlara kapı açar:‘’ Akşam, yine akşam, yine akşam / Göllerde bu dem bir kamış olsam’’ şiiri çok tartışılsa da buram buram ses oyunlarıyla kurulmuş gizli bir grup vaktini anlatır. Sessizliği ve anı en iyi anlatan dizelerden birisi olan bu şiir, aynı zamanda bir varoluşçu metindir. Bir günün sonundaki arzunun bir parçası olan metin, başlı başına bir müphemiyet ve kapalılık içerir. Bana göre şiirin gürültüsü de tam buradadır. Şairine ‘’ Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar’’ adlı poetik önsözü Piyale’de yazdıracak olan dizeler, tam bir şiir gizemi kurgusallığındadır.

Birbirinin halef selefi ya da hocası olan üç ustanın şiirindeki sesli ya da sessiz yapıyı yorumladığım çözümlemeyi yine bir güzel şiirle sürdürelim. Merhum Sezai Karakoç’un Liliyar şiiri de şiirin ses örgüsü bakımından çok güzeldir. Ayrı bir hikayesi de olan şiir tam bir ses ve armoni abidesidir:” Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli/Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli/Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin/Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı/Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu/Kuklalar titremesin ne yapsın/Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın/Kuklaların kukla olmadığı besbelli/Lilinin çekip gideceği besbelli/Lilinin dönüp geleceği besbelli.” Bazı kelime ve ses olaylarıyla zenginleştirilen şiir, Sezai Karakoç’un ustalık dönemi metinlerindendir. Okudukça insanı sürükleyen bir şiirle karşı karşıyayız. Besbelli, Kukla, Lili yinelemeleriyle ve aliterasyonlarla ilerleyen şiir tam bir gürültülü aşk metnidir. Çok sevdiğim şiiri dua gibi okurum.

Sesin sadece kafiye, müziğin de ritim olmadığını anladığımız mısralarla şiirsel olanı yakalamaya çalıştık. Sessiz mısraların dili olmanız dileğiyle kalın şiir tadında.


© Akasyam