Bilimin Yerine Sadakat Hakikatin Yerine Aidiyet Geçerse
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Bilimin Yerine Sadakat Hakikatin Yerine Aidiyet Geçerse
Bilim, modern toplumların ekonomik, teknolojik ve kurumsal gelişiminin temel belirleyicilerinden biridir. Çünkü bilimsel bilgi; gözlem, deney, ölçüm, sorgulama ve eleştirel düşünceye dayalı olarak üretilir. Bu yönüyle bilim, yalnızca teknik ve teorik bir faaliyet alanı değil; aynı zamanda kamusal karar alma süreçlerinin, kalkınma stratejilerinin ve toplumsal refahın temel girdilerinden biridir. Ancak bilimsel bilginin üretimi ve kullanımı, tarih boyunca tam anlamıyla bağımsız bir zeminde gerçekleşmemiştir. Siyasi iktidarlar, ideolojik yapılar, teolojik yaklaşımlar, etnik aidiyetler ve ekonomik çıkar çevreleri, bilimsel alan üzerinde doğrudan ya da dolaylı biçimde belirleyici olmaya çalışmıştır.
Bu durum, bilimin kendi doğası ile dışsal güç merkezlerinin beklentileri arasında sürekli bir gerilim üretmektedir. Çünkü bilimsel yöntem; kesin doğrulara değil, sürekli sınanmaya açık sonuçlara dayanır. Bilim, dogmatik değil eleştirel; mutlak değil sorgulanabilir, durağan değil değişime açık bir bilgi üretim biçimidir. Buna karşılık ideolojik, teolojik, etnik ya da ekonomik vesayet odakları, çoğu zaman kendi kabullerini tartışılmaz hale getirme eğilimindedir. Dolayısıyla bilimsel düşüncenin özgür gelişimi ile vesayet ilişkileri arasında yapısal bir çatışma bulunmaktadır.
Bilimin siyasal vesayet altına girmesi, özellikle merkeziyetçi ve kamusal kaynakların yoğun biçimde devlet eliyle dağıtıldığı toplumlarda daha belirgin hale gelmektedir. Çünkü bu tür yapılarda siyasi iktidar, yalnızca yönetim süreçlerini değil; aynı zamanda üniversiteleri, araştırma merkezlerini, uzmanlık kurumlarını ve kamuoyunu şekillendiren bilgi üretim alanlarını da etkileme kapasitesine sahiptir. Bilimsel veriler ve uzman görüşleri, çoğu zaman karar süreçlerini yönlendiren bağımsız unsurlar olmaktan çıkmakta; mevcut siyasi tercihleri meşrulaştıran araçlara dönüşmektedir. Böyle bir yapı içerisinde bilim insanı, gerçekleri açıklayan bir aktörden çok, belirli politikaların savunucusu veya muhalifi olarak konumlandırılmaktadır.
Siyasal vesayetin yanı sıra ideolojik vesayet de bilimsel düşüncenin önündeki en önemli engellerden biridir. İdeolojiler, toplumsal düzeni açıklama ve yönlendirme iddiası taşımalarına rağmen, çoğu zaman kendi kabullerini mutlaklaştırma eğilimindedir. Bu nedenle ideolojik sistemler, bilimsel bilginin değişken ve sorgulanabilir doğasını tehdit olarak algılayabilmektedir. Oysa bilimsel gelişim, farklı görüşlerin çatışabildiği, eleştirinin mümkün olduğu ve yanlışlanabilirliğin kabul edildiği ortamlarda ortaya çıkar. İdeolojik kalıpların egemen olduğu toplumlarda ise araştırma özgürlüğü zayıflamakta, alternatif görüşler bastırılmakta ve üniversiteler giderek düşünce üretim merkezleri olmaktan uzaklaşmaktadır.
Benzer biçimde teolojik vesayet de bilimsel özgürlüğü sınırlayan önemli bir etkendir. İnanç sistemleri, insanın anlam arayışında vazgeçilmez bir yere sahip olmakla birlikte, bilimsel yöntemin işleyiş alanına müdahale ettiklerinde hem dini hem de bilimi zedeleyen sonuçlar doğurabilmektedir. Çünkü din ile bilim farklı epistemolojik alanlara aittir. Din; ahlaki, metafizik ve varoluşsal sorulara cevap ararken, bilim maddi dünyanın işleyişini açıklamaya çalışır. Bu iki alanın birbirinin sınırlarını ihlal etmesi, özellikle eğitim ve araştırma süreçlerinde ciddi sorunlara yol açmaktadır. Bilimsel bulguların teolojik hassasiyetler nedeniyle baskılanması veya bilimsel araştırmaların dini referanslarla sınırlandırılması, uzun vadede entelektüel gelişimi zayıflatmaktadır.
Etnik vesayet ise bilimsel alanın evrensel niteliğini bozan başka bir risk alanıdır. Bilim, niteliği gereği etnik, kültürel ve coğrafi sınırları aşan ortak bir insanlık birikimidir. Ancak bazı toplumlarda bilgi üretimi ve uzmanlık, etnik aidiyetler üzerinden değerlendirilebilmekte; bireylerin fikirleri, bilimsel içeriğinden çok kimlikleri üzerinden anlamlandırılmaktadır. Bu durum, bilimsel liyakatin yerini grup aidiyetine bırakmasına yol açmakta; ortak aklın oluşmasını zorlaştırmaktadır. Etnik temelli kutuplaşmaların yoğun olduğu ortamlarda üniversiteler ve araştırma kurumları, bilgi üretim merkezleri olmaktan uzaklaşarak kimlik mücadelelerinin alanına dönüşebilmektedir.
Ekonomik vesayet ise günümüzde bilimin karşı karşıya olduğu en güçlü baskı biçimlerinden biri haline gelmiştir. Bilimsel araştırmaların finansman ihtiyacı arttıkça, sermaye gruplarının bilgi üretim süreçleri üzerindeki etkisi de artmaktadır. Özellikle enerji, sağlık, eğitim, çevre, deprem, kentsel yapılanma, madencilik,........
