menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Masumiyet Müzesi: Erkek egemen bir iktidar mekanı

52 0
27.02.2026

Masumiyet Müzesi: Erkek egemen bir iktidar mekanı

Masumiyet Müzesi’nde izleyicinin fark edebileceği toplumsal cinsiyet eşitsizliği eleştirilerine dair ipuçları oldukça belirgin; belli ki yönetmen bunların görünür olmasını istemiş.

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanı (2008) müze olarak tasarlandıktan sonra şimdi de dokuz bölümlük dizi oldu. Kuşkusuz diziye en çok ilgi gösteren kesimi gençler oluşturuyor. Bu yazı da onlar için yazıldı zaten. Konuyu dağıtmamak için romanın edebi değeri – ki romanı okumadım – O. Pamuk’un yazarlığı, siyasi duruşu, kişiliği, dizinin sosyokültürel, yönetmen , oyuncu performansı vb. özelliklerine değinmeden aşk gibi alışılageldik bir konuda, erkek bakış açısının egemen olduğu bu tutkulu aşk hikayesinde izleyiciye kadın –erkek eşitsizliğini eleştirebileceği ipuçlarının sunulması önemli görünüyor. Çünkü aşk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamının dışında düşünülemez.

70’li yıllarda , İstanbul’da Nişantaşı’nda geçen hikayede; varlıklı bir ailenin, iyi eğitim almış iş insanı ,otuz yaşındaki oğlu Kemal’le, onun uzaktan akrabası olan orta halli bir ailenin üniversite sınavlarına hazırlanan, bir yandan da para kazanmak için değil, insanları tanımak için Nişantaşı’ndaki lüks bir mağazada çalışan on sekiz yaşındaki güzel, alımlı kızı Füsun arasında, cinsellikten başka iletişim yolu olabilir miydi?

Kemal, yurtdışında eğitimini tamamlayıp kendisiyle evlenmek üzere yurda dönen tanınmış bir ailenin iş yaşamına atılmış genç, güzel, kültürlü kızı Sibel ile nişanlıdır. Her ikisi de rakı ve sigara müptelâsı , burjuvalara özgü ikiyüzlülükle ilişkilerini yürüten bir çevreye bağlanmışlardır.

Füsun’un hiç nazlanmadan, hiçbir şey talep etmeden , yalnızca arzulu olduğu için kendini tüm saflığıyla Kemal’e “teslim etmesi”, Kemal’in ona duyduğu aşkın en önemli nedenidir. Üstelik kadınların, çevrenin kendileri – namusu – hakkında ne düşündüklerinden daha çok kaygılandıkları bir toplumda. ( “Bey beyliğini vermiş, kız kızlığını vermemiş” atasözünü hatırlayalım. ) Kemal, bir yandan da Sibel’e aşık nişanlı rolünü sürdürmektedir.

Dananın kuyruğu, Füsun’un nişanlıların düğün davetiyesini alınca kopar. Füsun, yıkılmıştır. Çocukluğundan kalma oyuncak kız bebeği durduğu yeren yüzükoyun yere düşer, parçalanır. (Cinsiyet rolleri tanımlanırken kız çocuklara bebek, erkek çocuklara tabanca verilir, klasik örneği kullanılmıştır burada. Kız çocuğu, “her genç kızın rüyası gelin olmaktır” koşullandırılmasıyla yetiştirilir.

Kemal, aniden ortadan kaybolan Füsun’dan haber alamayınca çılgına döner. İşini aksatır. Düğün de yapılmaz. Sibel , Füsun’u öğrenir. Ama Kemal’e yardım edeceği vaadinde bulunur. Alkoliğin birlikte olduğu kadına bağımlılığına benzer bir teslimiyet içindedir Kemal. Sibel, çevrenin dedikodularını hiçe sayarak Kemal’le birlikte oturur, onu iyileştirmeye çalışır. Ama nafile. Kemal halinden hoşnuttur. Sibel’se onun kendisini “sevemediğinin” farkındadır, “bütün sorun bana aşık olamaman” der. Aklını başına toplaması için onu uyarır. Ayrılırken bekaret konusunu açar; onun bu konuda adaletli........

© Yurtsever