Sultanahmet mitinglerinden 2026 Türkiyesi’ne
Sultanahmet mitinglerinden 2026 Türkiyesi’ne
İçinden geçtiğimiz butlan garabetini ağanın aparatına destek aparatlar yaratma olarak görüp, emperyalisti ve iş bağlantılı kişi ya da gruplarını kıskandıracak şekilde birbirimizle kenetlenirsek, ancak o zaman Kurtuluş Destanı’na benzer bir desten yazar ve geleceğimizi kurtarabiliriz.
Büyük bilgi ve hafıza hazinesi tarihin ışığında günümüz konusunu ele aldığımızda iki konunun beynimizi işgal ettiğini hemen görürüz. Bunlardan biri, günümüze dek taşınan ve şimdilerde parlayan Osmanlı’nın son dönem tartışmaları; ikincisi ise, komünizmin, kapitalist dünyaya, bugün de özlemle hatırladığımız. nasıl huzurlu bir nefes aldırmış olduğudur.
Zaman kıtlığı nedeniyle detaylı tartışmaya girmeden, şunu söylemekle yetinebilirim ki, Osmanlı’nın son dönmemi tam bağımsızlık ile mandacılık konuları etrafında şekillenmiş idi. O dönemlerde merkez-çevre ilişkisi sömürge ya da manda sistemi ile götürülüyordu. Günümüzün değişmiş koşullarında merkez-çevre etkileşimi daha ince ilişkiler, anlaşılmaz şekilde dokunmuş ekonomik ve/veya politik ilişkiler içinde yürütülmektedir. Doğal olarak, etkileşim araçlarında yaşanan hassas değişim yöntemleri, ilişkileri de geçmişin kaba ve anlaşılır konumundan, günümüzdeki şekliyle ince ve anlaşılmaz konuma çekmiş bulunmaktadır. 2004 yılında uygulamaya koyulmuş olan Vaşington Uzlaşması (Washington Consensus) neredeyse hükmünü yitirmiş olarak şimdilerde de yerini Londra Uzlaşması ’na ( The London Consensus) bırakmış bulunmaktadır. Günümüz ekonomik istila hareketlerinde finans manevraları, iş siyaseti ya da kamusal yönetimi şekillendirme becerileri, hatta Davos ya da Dünya Formu gibi uluslararası kuruluşlarda farklı renkli odalardaki toplantılarda uygulanan örtülü baskı ve yönetme usulleri devrededir. Bu sistem o kadar etkili ve sonuçları öngörülemez şekilde çalıştırılır ki, bir zamanların Maliye Bakanı’nın Davos dönüşü verdiği beyanatta, AKP politikaları sonucunda, Davos toplantılarında yüzümüze bakmayan Batılı diplomatların bu kez satacak hangi kuruluşumuz var diye peşimizden koşar hale gelmiştir meyanında beyanlarda bulunabilmiştir. Heyhat, bu zat-ı muhterem, derin gaflet uykusunda bugünleri göremediği için Batılıların kendisinin peşinde neden koştuğunu da anlayamamıştır! 2000 IMF-Derviş Programını büyük bir iştahla uygulayan AKP kurmayları bugünleri görüp, anlayabilmişler miydi ki! Her programda gizlenen asıl amaç elma şekeri ile sunulduğundan, şeker bitip, biber devreye girene kadar işler iyi gider. Vakta ki, sıra bibere gelir, o zaman da iş işten geçmiş olur! İşte AKP’nin ve onlara destek vermiş olan “yetmez, ama evet” cahil güruhunun akibeti budur! Şimdi, lütfen bir anlasak: ne bu akıbetle baş başa kalmamız öngörülemez idi, ne de bu akıbet emperyalistin hedefi dışında........
