menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“İyi çar, kötü boyarlar” efsanesi geri mi dönüyor?

17 0
13.10.2026

"İyi çar, kötü boyarlar" efsanesi geri mi dönüyor?

Sadece krizlerin ifşasının değil, aynı zamanda çözümün de konuşulmaya başlandığı, maddi bir gücün ortaya çıkma potansiyelinin bulunduğu bir zaman kesitine doğru gidiyoruz. Böyle bir zaman kesitine gözünü dikenler için başı dik tutmanın, her zamankinden daha fazla örgütlü siyasete sıkı sıkı sarılmanın zamanıdır.

İktidarların, karar ve eylemlerin sonuçları açısından taşıdığı sınırlı sorumluluk inancı şaşırtıcı bir biçimde oldukça yaygın. Yalnızca coğrafi olarak söz etmiyorum, aynı zamanda tarihin farklı dönemlerinde ve farklı toplumsal ilişkilerde de görülebilen bir olgu bu. Üstelik bu düşüncenin kaynağı sadece “dinsel” kabuller değil. Söz konusu düşünce toplumsal ilişkilerin ve tarihsel süreçlerin bir bütünü olarak bu düşüncenin ortaya çıkıyor. İktidarların sahip oldukları geniş yetkilerle birlikte, bu yetkilerin ortaya çıkardığı sonuçların maliyetleri sınırlı bir şekilde üstlenmesi, yetkiler ile sorumluluklar arasında bir asimetriye sebebiyet vermektedir. Sonuçta ortaya bir yetki-sorumluluk asimetrisi çıkıyor.

Bu asimetrinin tek görüldüğü yer mutlakiyetçi rejimler değil. Mutlakiyetçi ya da meşruti, monarşilerde ortaya çıkabilen, hükümdarın siyasal sorumluluğunu görünmez kılan, siyaseti ve iktidarın toplumsal meşruiyetini “Kaf Dağı’nın ardına atan” bir anlayış daha var: “Naif monarşi”. Naif monarşilerin özünde iktidar sahibinin özünde kötü bir eyleminin olamayacağı, eğer kötü bir eylem ortaya çıkıyorsa da bunun sorumlusunun monarkı da aldatan zümrelerin işi olacağı düşüncesi bulunur.

Tarih boyunca söz konusu anlayış farklı toplumlarda gözlemlense de bu anlayışı çok net özetleyen “iyi çar, kötü boyarlar” efsanesi bulunmaktadır. Efsane Rusya’nın siyasal, toplumsal, tarihsel koşulları etrafında şekillenmiştir. Özellikle geniş köylü kitlelerinin “efendilerinden” duyduğu öfkeyi, iktidardan ve bizzat bu iktidarın sahibi Çar’dan sakınmasının temel sloganı olmuştur. Böylece yüzyıllar boyu çarlık imgesi, geniş köylü kitlelerinin yerel efendilere (boyarlara) ve aristokratlara olan öfkesi, koruyucu bir supap işlevi görmüş, Çarlık rejiminin toplumsal sistemini oluşturmuştur.

Elbette her efsane gibi “iyi çar, kötü boyarlar” efsanesi de sosyal ve ekonomik gelişmeler karşısında aşınmaya başladı. Çarlık, 20.yüzyılın başında kapitalizmin Rusya’daki gelişimi ile birlikte toplumsal ve siyasal gelişimin gerisinde kaldı. Ardı ardına gelen savaşlar, işçi sınıfının siyasal mücadelesinin yükselişine yol açan toplumsal ve siyasal koşulları yaratırken, toprak sorunu vb. meselelerde çarlığın toplumsal dayanaklarını zayıflattı. Çarlık, “koruyucu baba” figüründen, bütün toplumsal kötülüklerin, eşitsizliklerin ve geri kalmışlığın simgesi haline geldi ve tarihe karıştı.

Ne var ki, “iyi çar, kötü boyarlar” efsanesi mutlak monarşilerin yıkılması ile birlikte “tarihe karışacağı” düşünülse de bu efsaneyi besleyen sosyal ve politik koşullar 20.yüzyılın sonlarına doğru yeniden güç kazandı. Emperyalizmin 20.yüzyılın son çeyreğinde elde ettiği geçici üstünlük ve sosyalizmin geriye çekilişiyle birlikte ortaya çıkan yeni siyasal koşullar, iktidarların toplumsal meşruiyetini farklı araçlarla yeniden üretmesini olanaklı kıldı. Bu süreçte, siyasal liderlerin yetkileri elde toplarken, sınırlı düzeyde sorumluluk üstlenerek başarısızlıkları başkalarına havale etmesi, eski efsanenin güncel biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

Elbette, bu sefer iyi çarlar, henüz kan bağı ile değil, eşitsiz koşullarda gerçekleşen, kapitalist toplumsal ilişkilere meşruluk kılıfı........

© Yurtsever