Sağın demokrasi ahlakı da zihniyeti de yoktur!
Sağın demokrasi ahlakı da zihniyeti de yoktur!
"Sandık, seçme-seçilme özgürlüğü ve milli irade" gibi kavramların ayaklar altına alındığı bir dönemden geçiyoruz. İktidar muhalefeti dağıtmış, Kürt siyasetini yanına almış, önümüzdeki seçimlerin hesabını yapıyor. Bu hesapların tutup tutmayacağını göreceğiz.
Türkiye’nin çok partili sisteme geçmesi, Türk sağı açısından demokrasinin başlangıcı sayılır. Sadece sağın anlatımında değil, “resmî akademik” yayınlarıda bile çok partili döneme geçiş hep “demokrasiye geçiş” diye kodlanageldi.
Ve yine övülerek anlatılan hikâyelerden biri de Türkiye’nin öyle ya da böyle oturmuş bir demokrasi kültürü olduğudur. Yaklaşık 70 yıldır Türkiye’nin, Orta Doğu ülkelerinden farklı olarak, bir “demokratik kültüre” sahip olduğu söylenir durur. Açıktır ki bu demokratik geleneğin temsilcisi olarak Türk sağı kendisini görür. Eski dönem ise “tek parti diktatörlüğü” ilan edilir; İnönü hedef tahtasına oturtularak Atatürk eleştirisi dolaylı olarak yapılır.
Menderes, örneğin, onlara göre bir demokrasi kahramanıdır. Sonra Özal sahiplenilir; doğal olarak ardından Erdoğan gelir. Dönem dönem birlikte afişleri asılır. Ancak Demirel’i ve Erbakan’ı kendi gelenekleri açısından dışarıda bırakmaları ise pek şaşırtıcıdır.
Aslında Menderes, ülke tarihinin en başarısız başbakanıdır. Cumhuriyet döneminin ilk moratoryumunu, yani ülkenin resmî iflasını ilan etmiştir. Sonra Batılı alacaklılar ve IMF ile masaya oturup borçları 1971 yılına kadar taksitlendirmiştir. Özal da böyleydi. Köprüleri satmaya kalktı. ABD’nin Irak’ı işgal etmesini “Bir koyup üç alacaktık” diyerek savundu. Özal dönemi, Türkiye tarihinin rüşvet, yolsuzluk........
