menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Ülkenin Hafızası

9 0
13.04.2026

Hüsamettin Cindoruk’un vefatı, Türkiye siyasetinde uzun yıllara yayılan bir dönemin daha kapanması anlamına geliyor. Onun ardından yazmak, yalnızca bir siyasetçinin hayatını anmak değil; aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine, o tarihin çelişkilerine ve kırılmalarına da bakmayı gerektiriyor.

2022 yılının Eylül ayında, eşimle birlikte Cunda Adası’ndaki Parlamenterler Sitesi’nde kendisini ziyaret etmiştik. İleri yaşına rağmen sahip olduğu güçlü tarihsel hafıza ve derin siyasal bilgisi bizi oldukça etkilemişti.

Ailemden, geçmişte kendisiyle uzun yıllar siyaset yapmış olan Muzaffer Amca’nın sevgi ve saygısını iletince, eski mücadele dönemlerine dair anılarını bizimle uzun uzun paylaştı. O gün dinlediğimiz hikâyeler, adeta yakın tarihe açılan canlı bir pencere gibiydi.

Cindoruk, merkez sağ siyasetin önemli figürlerinden biriydi. Parlamenter geleneğin, meclis kültürünün ve kurumsal siyasetin güçlü olduğu yıllarda yetişti ve bu geleneğin son temsilcilerinden biri olarak uzun süre kamu hayatında yer aldı. Bu yönüyle, bugün giderek aşınan siyasi kurumların ve teamüllerin hatırlanması açısından ayrı bir yerde duruyor.

Ancak onu yalnızca “büyük devlet adamı” sıfatıyla anmak, Türkiye’nin karmaşık siyasal geçmişini fazlasıyla sadeleştirmek olur. Cindoruk’un siyasal yaşamı, askeri müdahalelerle şekillenen, vesayet tartışmalarıyla örülü ve demokratikleşme mücadelesinin inişli çıkışlı seyrettiği bir dönemin içinden geçti. Bu nedenle onun mirası da, tıpkı o dönemin kendisi gibi, çok katmanlı ve tartışmaya açıktır.

Yine de teslim etmek gerekir ki, Cindoruk’un temsil ettiği siyaset tarzı bugün büyük ölçüde geride kalmış durumda. Meclis’in ağırlığının hissedildiği, sözün değer taşıdığı, siyasi aktörlerin birbirini dinlemek zorunda kaldığı bir dönemden; kutuplaşmanın derinleştiği, kurumların zayıfladığı bir döneme geldik. Bu açıdan bakıldığında, onun yokluğu bir kişiden fazlasını işaret ediyor: Bir siyasal kültürün çözülüşünü.

Bugün belki de asıl yapılması gereken, geçmişi romantize etmek ya da bütünüyle mahkûm etmek yerine, o dönemin deneyimlerinden ders çıkarabilmektir. Demokratik bir toplum için güçlü kurumların, hesap verebilirliğin ve çoğulculuğun ne kadar hayati olduğunu yeniden hatırlamak gerekiyor.

Hüsamettin Cindoruk’a rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Ex’ten next olur mu? Olur Ama aynı kişiler olarak değil

Erişim mi, Aşırı Tüketim mi?


© Yurt