menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sivas katliamı: kanlı bir petrol savaşının kilit noktasıydı

20 0
02.07.2026

Sivas katliamı: kanlı bir petrol savaşının kilit noktasıydı

2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a gelen 33 sanatçı ve kanaat önderi kaldıkları Madımak Oteli’ni kundaklayan saldırganlarca öldürüldüler. İki otel çalışanı ve iki saldırganın da öldürüldüğü Sivas katliamı ve kanlı 1993 olaylarını, dönemde Türkiye’nin de aktörü olduğu kanlı küresel petrol mücadelesinden bağımsız düşünmek mümkün değil.

2 Temmuz 1993 günü Sivas katliamının 30’uncu yılı. Otuz yıl önce bugün Sivas’a Pir Sultan Abdal Şenlikleri için gelip Madımak Otel’ine yerleşen 33 sanatçı ve kanaat önderi ve 2 otel çalışanı, “Kahrolsun laiklik”, “Yaşasın şeriat” ve benzeri sloganlarla oteli ateşe veren saldırganlarca öldürüldüler. (*) Aralarında iki arkadaşım, Yarın dergisinde şiirlerini bastığımız Behçet Aysan ve karikatürist Asaf Koçak da vardı.

Sonradan ortaya çıkan gelişmeler saldırının yalnızca laiklik karşıtı, Alevi düşmanı, siyasi İslâmcı kalkışma olarak ele alınamayacağını gösterdi. Nitekim bu saldırıdan 3 gün sonra, 5 Temmuz’da, Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünü TİKKO militanlarının desteğiyle basan PKK militanları, kadın ve çocuklar dahil 33 köylüyü katletti. Başbağlar katliamı da sadece Sivas katliamına verilen cevap olarak okumak o süreçte Türkiye üzerinden jeostratejik planda süren kanlı bir enerji savaşının parçası olarak görmemek bizi olayın siyasi ekonomik ve tarihi perspektifinden koparır.

Sivas katliamı, 1993 yılında Uğur Mumcu suikastından PKK’nın 33 silahsız eri kurşuna dizmesine dek, Sovyetlerin yıkılmasıyla Azerbaycan petrollerinin Batı pazarlarına ulaştırılması için kanlı bir mücadele çerçevesinde görülmelidir.

Jeostratejik arka plan

Sovyetler Birliği 25 Aralık 1991’de resmen dağıldı. Ancak bir yıl kadar önce, 19-21 Kasım 1990’da Paris’te toplanan NATO ve -dağılmış- Varşova Paktı ülkeleri Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Anlaşmasını (AKKA) imzalayarak karşılıklı silah indirimini kabul ettiler. Bu anlaşmadaki tek istisna Türkiye’ydi.

Hem PKK sorunu hem de Irak’ta devam eden iç savaş nedeniyle, İncirlik Üssü ve Ceyhan-Yumurtalık petrol terminalini kapsayacak şekilde Mersin Limanı’ndan İran sınırında Hakkâri’ye dek olan bölge anlaşma dışı bırakıldı. Bunun bir sonucu da Türkiye’nin o dönemde NATO ülkelerinde deşifre olan Gladyo tipi kontrgerilla örgütlerinin tasfiyesinin PKK saldırıları gerekçesiyle dışında kalmasıydı.

1992 başında Sovyetler coğrafyasından 15 bağımsız cumhuriyet çıkmıştı. Soğuk Savaşı kazanan ABD’nin öncelikleri arasında Azerbaycan petrolünün Rusya’nın (ve İran’ın) kontrolü dışında olmaksızın Batı pazarlarına ulaştırılması vardı. İlk akla gelen Irak’ın Kerkük ve Musul petrollerini boru hatlarıyla Batı’ya ulaştıran Ceyhan-Yumurtalık Limanı’ydı.

Türkiye’nin önemini artıracak bu proje sadece Rusya’yı değil, Ermenistan, İran, Irak, Suriye ve Yunanistan’ı da rahatsız ediyordu. 1993’e böyle gelindi.

1993: ağır çekimde darbe

O yıl Sivas katliamına dek şu sarsıcı gelişmeler yaşandı:

5 Ocak: Maliye Bakanı Adnan Kahveci Ankara yakınlarında “yanlış yola girdiği” trafik kazası sonucu öldü; Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “Kürt sorununa çözüm” ekibindendi.

24 Ocak: Gazeteci Uğur Mumcu öldürüldü. Cinayeti hem İBDA-C hem (İran yanlısı) Hizbullah üstlendi. Aradan 30 yıl geçti, katil hala bulunamadı, cinayet dosyası açık.

17 Şubat: Jandarma Komutanı Eşref Bitlis’i Kürt liderlerle görüşmek üzere Irak’a geçmek........

© yetkinreport.com