Ege Isınıyor: Türkiye’nin Ekonomik Durumunu Atalet Sayma Hatası
Ege Isınıyor: Türkiye’nin Ekonomik Durumunu Atalet Sayma Hatası
Eylül başında Doğu Akdeniz’de yapılan ve iki hafta sonra açıklanan ortak deniz tatbikatında İsrail devriye botu Yunanistan firkateynine yanaşıyor. Yunanistan, İsrail, AB ve ABD desteğine dayanarak Türkiye’nin ekonomik sıkıntılarını stratejik atalet sanma hatasına düşmemeli. (Foto: IDF)
Diplomaside yapılabilecek en tehlikeli hatalardan biri, karşınızdaki ülkenin ekonomik sıkıntılarını harekete geçme kabiliyetinden yoksun olduğu şeklinde yorumlamaktır. Türkiye enflasyonla, finansman baskılarıyla ve siyasi kutuplaşmayla mücadele ediyor. İthal enerjiye bağımlılık da önemli bir kırılganlık. Ancak bunların hiçbiri Türkiye’nin Ege veya Doğu Akdeniz’de temel güvenlik çıkarlarının tehdit edildiğini düşündüğü bir gelişme karşısında seyirci kalacağı anlamına gelmez.
Ben böyle bir varsayım üzerine strateji kurmazdım.
Türkiye’nin ekonomik zaafları gerçek. Sınırlarının ötesinde askerî, diplomatik ve istihbarat imkânlarını kullanabilme kapasitesi de öyle.
Asıl soru, bölgede faaliyet gösteren diğer güçlerin bu denklemin iki tarafını da doğru okuyup okumadığıdır.
Yunanistan’ın Lozan Anlaşması’nı ihlal eden (özellikle adalarda) silahlanması ve savunma modernizasyonu Ege’nin ve Doğu Akdeniz’in askerî görünümünü değiştiriyor.
Ege’de değişen askerî denge
Fransız Rafale savaş uçakları ve fırkateynleri, Amerikan F-35 uçaklarını edinme planı ve İsrail’le genişleyen savunma iş birliği, Atina’nın yüksek dış borçlarına rağmen askerî kapasitesine yaptığı büyük yatırımın parçaları.
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti de İsrail yapımı hava savunma sistemleri tedarik etti. Fransa Doğu Akdeniz’de deniz gücü bulundururken, Washington’ın bölgedeki güvenlik ilişkileri denkleme ilave bir stratejik boyut katıyor.
Atina ve Lefkoşa bu adımları kendi güvenlik ihtiyaçlarıyla açıklıyor. Silah satın almak tek başına Türkiye’ye saldırı hazırlığının kanıtı değildir. Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasındaki her iş birliğini tek merkezden yönetilen Türkiye karşıtı bir ittifak olarak sunmak da doğru olmaz.
Tehlike başka yerde: artan askerî özgüvenin, egemenlik, deniz yetki alanları ve güvenlik meselelerinin hâlâ tartışmalı olduğu bölgelerde tek taraflı adımlar atılmasını teşvik etmesi ihtimalinde.
Ege adaları bu sorunun somut örneği.
Ankara, Lozan ve Paris antlaşmalarındaki silahsızlandırma hükümlerine dayanıyor. Atina ise Türkiye’nin hukuki yorumuna karşı çıkarak egemenlik ve meşru müdafaa haklarını öne sürüyor.
Taraflardan birinin daha gelişmiş silahlar edinmesi, diğerinin hukuki itirazlarını kendiliğinden ortadan kaldırmıyor.
Çevre görünümlü jeopolitik adım
Denizlerin korunması bile anlaşmazlığın bir parçası hâline geldi.
Yunanistan deniz parklarını çevre koruma girişimi olarak tanımlıyor. Türkiye ise tartışmalı alanlarda tek taraflı yetki kullanılmasına itiraz ediyor. Atina ayrıca karasularını 12 deniz miline çıkarma hakkını saklı tuttuğunu belirtiyor.
Deniz parkı ilan etmekle karasularını genişletmek hukuken farklı işlemler. Bunları birbirine karıştırmak meseleyi aydınlatmak yerine bulanıklaştırır.
Ancak birbirini izleyen tek taraflı uygulamalar, karşı tarafın niyetlerine ilişkin kuşkuları derinleştirebilir.
Ege gibi coğrafi açıdan dar, siyasi bakımdan ihtilaflı bir denizde haritaya........
