AB’nin Stratejik Körlüğü: Made in Europe ve Türkiye
Avrupa Birliği artık ticaret politikasını “serbestleşme” dilinden çıkarıp ekonomik güvenlik ve stratejik özerklik sözlüğüne taşıyor. Yeni dönemin parolası, üretimi kıta içine çekmek, kritik sektörlerde Avrupa içi kapasiteyi büyütmek, tedarik zincirlerini kısaltmak, gerektiğinde de Avrupa tercihine dayalı bir sanayi koruması kurmak. Brüksel’in bunu açıkça söylemeye başladığı çerçeve de ortada. Avrupa Ekonomik Güvenlik Stratejisi, rekabeti artırmayı, riskleri yönetmeyi ve ortaklıkları “en geniş yelpazede” kurmayı birlikte hedef olarak koyuyor.
Fakat “Made in Europe” yaklaşımı, kâğıt üzerinde Avrupa sanayisini güçlendirme iddiası taşısa da, pratikte Türkiye gibi zaten entegre bir üretim ortağını dışarıda bırakabilecek bir çizgiye kayarsa, sonuç sadece Türkiye için değil AB’nin kendi ekonomik güvenlik hedefleri için de maliyetli olur. Çünkü Avrupa’nın üretim haritasında Türkiye, “dışarıdaki uzak tedarikçi” değil, aksine otomotivden makineye, elektrik-elektroniğe uzanan pek çok hatta aynı değer zincirinin parçası. 2024’te AB’nin Türkiye’ye mal ihracatı 112 milyar avro, Türkiye’den ithalatı 98,4 milyar avro düzeyinde. Türkiye’nin ihracatının yüzde 41’i AB’ye gidiyor; ithalatının yüzde 32,1’i AB’den geliyor. Bu kadar yoğun karşılıklı bağımlılık varken “Avrupa içi üretim” söylemini Türkiye’yi yok sayarak kurmak, oyunu ekonomik rasyonelden koparıyor.
DEİK Başkanı Nail Olpak’ın kullandığı ifade durumu özetliyor: “Türkiye’nin oyun dışında kalacağı bir senaryoyu kabul edemeyiz.” Olpak, “Made in Europe” hamlesinin hedefinin Asya-Pasifik’e karşı örtük bir koruma adımı olarak okunduğunu, fakat 30 yıldır Avrupa sanayisiyle entegre Türkiye’nin dışlanmasının kabul edilemez olduğunu söylüyor. Üstelik iş dünyasının ajandası sadece “etiket” tartışması değil. AB’nin e-ticarette 150 avroya kadar olan gümrüksüz geçiş muafiyetini kaldırma ve tüm ürünlerden ek gümrük vergisi alma yönelimi de masada. Türkiye, Gümrük Birliği üyesi olarak bu uygulamadan muaf tutulmayı stratejik bir rekabet alanı görüyor.
Paniğin ikinci kaynağı, Gümrük Birliği’nin yapısal asimetrisi. AB, üçüncü ülkelerle STA imzaladığında Türkiye masada olmuyor ama sonuçları Türkiye’yi bağlıyor. Olpak’ın “Masada biz oturmuyoruz…........
