menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MASTELA

17 0
17.01.2025

Çocukluğum, delikanlılığım köyde geçti. Ahırda ineklerimiz, kümeste tavuklarımız, tarlada mısırlarımız, çitte sebzelerimiz, bahçede fındıklarımız, meyvelerimiz…
Yaz, kış… Her evin ocaklığında, sabahları önce ateş yanardı. Bazı evlerde yer ocağının yerini kuzine almıştı. Bizde de üç gözlü, fırınlı bir kuzine vardı. İsi, dumanı, kokusu yoktu kuzine ateşinin. Ne yazık ki ocaklığa oturup çıtır çıtır yanan odunun alevine ellerimi uzatarak parmaklarımı ısıtmanın keyfini çıkaramadım.
Sabah yayık sesi ile uyanırdık. Taze tereyağı, çökelek, zeytin, reçel ile donatılmış yer soframızın çevresine dizilirdik. Bir yandan kuzinede demlenmiş çay bardaklarımıza dökülürdü diğer yandan kuzinenin fırınından çıkan sıcak ekmek sofranın ortasına konulurdu. Demli çay kokusu, sıcak ekmek kokusu… Ne kadar şendik, ne kadar mutluyduk, ne kadar huzurlu! O zamanları andıkça düşünüyorum, düşler kuruyorum, duygulanıyorum: gözlerim doluyor.
Komşumuzun evinde, ocaklıkta, saciyek (sacayağı) altında yanan ateşi, üstünde kaynayan kazanı, ibrikte ısınan suyu; saca yamanan, pişirilen, közlenen mis gibi mısır ekmeğini bilirim. Dahası tadı hâlâ dilimdedir, kokusu hâlâ burnumda! Her evde olduğu gibi bizim evin aşganasında da (aş / hane) ocaklık, kalemlik, terek vardı; bir de muslukta,“patlag(k)” denilen içinde su doldurulan plastik bidon. Tahta oturağın üstünde yer alan patlağın bir de küçük kurnası vardı. İnce, kalem kolu ileriye itilince ucundan serçe parmağı kalınlığında su akardı; geri çekilince kesilirdi. Bazı evlerin musluğunda, yan duvarın içinde, sarı kurnalı gömme patlak vardı.
İster yer ateşi, ister kuzine! Her sabah, ocaklıkta ateş yanardı. Saciyeğin üzerine ya da kuzinenin büyük gözüne kocaman isli kazan konulurdu. İnekler için yal kaynatılırdı. Pişirilen yal, mastelalara eşit miktarda dökülür, soğuk su ile ılıştırılırdı. Mastelanın bir kulpundan annem diğer kulpundan babam tutar, doğruca ahırdaki ineklerin önüne götürürlerdi. Babamın yerine benim de mastelanın bir kulpundan tuttuğun sabahlar çok oldu.
Tabanı yuvarlak, iki kulplu, tahtadan yapılma bir kaptı, mastela. Her evde vardı. Her köyde vardı; ama her köyde mastela denmezdi bu yal kabına. Derenin sınır çizdiği yüzü birbirine dönük iki köy! Birinden bağırsan diğeri duyuyor. Biz mastela derdik, onlar yal küfesi! İlginç değil mi? İşte ağızların tadı, özelliği ve güzelliği! Dahası karşı köy ilistir derken bizim köy süzgeç diyor! Karşı köy meel derken bizim köy kazma diyor. Bazı köylerde, mastelaya gelder denilir. Türkiye Türkçesi Ağızlar Sözlüğünde, gelder şöyle tanımlanır: Süt, yağ, turşu vb. konulan tahta kap, fıçı. Şu bir gerçek ki her ağız kendi kozasını örüyor;........

© Yeşilgiresun