Voynich El Yazması Üzerine
Bursa merkezli bir televizyon kanalında denk geldiğimde Turgay Tüfekçioğlu'nun “Türk Dili ve Tarihi” adlı programı izlerdim. Sürekliliği olmadığı için tüm izlencelerini gördüğümü, dinlediğimi söyleyemem. Aynı zamanda yuutup (Youtube) alanında program ve röportaj yaptığını, çok geç öğrendim. Hatta 19-20.03.2018 tarihinde ve 26-30.06.2021 tarihinde Ahmet Ardıç ile gerçekleştirdiği dört ayrı röportajını, yeni izledim. Bu programlar hakkında bilgi vereceğim ama izlemenizi dilerim. ***Öncelikle, Voynich El Yazması üzerine kısaca şunları söylemeliyim: 1912 yılında İtalya'da bulunuyor. Ömrünü nadir el yazması eserlere adayan ve Avrupa'nın birçok kentinde sahaf dükkânı olan Voynich adlı bir Polanyalı'nın İtalya'dan satın aldığı söylenmektedir. Ahmet Ardıç, açık bir biçimde söylememiş olsa da birçok el yazmasının Osmanlı İmparatorluğundan İtalya'ya geçtiği, İstanbul, İzmir ve Konya'dan çalınmış çok sayıda el yazması eserin Avrupa'da satıldığı anlaşılmaktadır. Eserin günümüze ulaşan nüshasının 240 sayfa olduğunu, 30 civarında sayfasının ise yırtılmış olduğunu, cilt dibindeki kalıntılardan yırtık sayfaların varlığının saptandığını, yırtılan sayfalarda kayıtlı olduğu kütüphanenin mührünün olabileceğini, yazarının adının bulunabileceğini de öne sürüyor. Dünyada kaydedilmiş, 2 milyon 600 bin el yazması eser bulunduğunu, kaydedilmemiş eserlerin de olduğunu, el yazması eserler içinde en ünlüsünün bu kitap olduğunu, gizemli 10 kitaptan biri olarak tanımlandığını, sır kitap de denildiğini, 170 bin karakter içerdiğini, 38-40 bin kelimenin bulunduğunu anlatmıştır. Kitabın, deri ve parşömen üzerine yazılı olduğunu, 23x16 cm. boyutlarında olduğunu belirtiyor. Sahaf Voynich ölünce kitap, Avrupa'dan Amerika'ya taşınıyor ve 1930 yıllarda ABD.'de satışa sunuluyor. Bir süre sonra Yale Üniversite'nin kütüphanesine giriyor ve nadir el yazması olarak kasada saklanmaya başlıyor. Kitabın içeriğinde Kozmoloji, Astroloji, Astronomi, Tıp, Anatomi, Biyoloji, Tarım, Bitki Bilimi yer almaktadır. Kadın-doğum, hamilelik döngüsü, ilaç ve şarap yapımı, bitki aşılama, 12 aylık döngüyü gösteren dairesel takvim, galaksi gibi birçok çizim ve anlatı varmış. El yazması kitap, hatasız yazılmış, bir tane dahi harf hatası yokmuş. Edebi bir dilinin olduğunu, şiirsel bir anlatımının olduğunu söylemektedir. El yazması kitap, karbon testi ile 1404-1438 yıllarına tarihlenmiş. Karbon testinden önce 1930-40 lı yıllarda çizimlerden biri ayçiçeğine benzetilerek Kolomb'un Amerika kıtasını keşfinden sonra yazıldığı iddia edilmiş ise yaşlandırma testinden sonra bu tezden vazgeçilmiş. 2. Dünya Savaşından sonra ABD'nin de bu kitabı okuma gayreti var. 2. Dünya Savaşında Japonya'nın iletişim şifrelerini okuyan, kıran ekip 8-10 yıl gibi uzun bir süreyle bu kitap üzerinde çalışma yapıyor. Ancak, başarılı olamıyorlar. 1956 yılında 242 sayfalık bir rapor hazırlayarak çözmediklerini itiraf ediyorlar. Bu aşamalardan sonra kitap, Yale Üniversitesi tarafından kamuoyuna açılıyor. Daha sonra internet ortamında yayımlıyor. Bu aşamayla birlikte kitabın dilinin Arapça, İbranice, İngilizce, Fransızca, Tibetçe, Çince, Proto-Romani diliyle yazıldığını öne sürenler ortaya çıkıyor. Daha doğrusu okumaya çalışan her bir araştırmacı, kendi dili ile ilişkilendiriyor. Uzun yıllar Azerbaycan ve Özbekistan'da yaşayan araştırmacı Ahmet Ardıç, kitaba ATA El Yazması adını vererek, Türkçe olduğunu, 24 harfli bir alfabesinin olduğunu, o,ö ve ı,i ayrımının olmadığını, bitişik harflerin olduğunu, 63 bitişik harf belirlediğini, binlerce yıl önce tek heceli dil kullandığımızı belirtiyor. Evrimleşme sonucunda ekler gelerek çok heceli sözcüklerin oluştuğunu, iki harf yan yana geldiğinde “ğ” sesini verdiğini (ıı=ığ, ii=iğ gibi) belirterek, günümüze ışık tutuyor. Yapılagelen ağaç aşılama işinin “çıbık” aşılama olarak yazıldığını dile getiriyor ve günümüzde de çubuk'a, çıbık denilen yörelerimiz vardır. Verdiği örnekler çok sayıda olup bazılarını aktaralım: Orak çağı (Temmuz ayı), ay ölü (Ocak ayı), şağlak (şalak), ökük, öklü, öksüz, döşeğin (yatağın), doygöz (açgözün tezatı), ayaksapı (bitki kökü), cicoz (bilye). Çocukluğumuzda bilyeye cicoz derdik. Orak ayı, şalak, öksüz, döşek, döşeğin sözcükleri bugün de kullanılmaktadır. Yine, gebe hayvanlara, hatta gebe kadınlara “yüklü” veya “öklü” denildiğini de bilirim. Dişi inekler için öklü, öklenmiş, öklendi gibi sözcükler de kullanılırdı. Araştırmacı galaksi fotoğrafıyla kitaptaki çizimin aynı olduğunu, günümüzdeki ölçümler ile kitaptaki ölçüm bilgilerinin karşılaştırılması sonucunda birebir aynı olduğunun bilim insanlarınca tespit edildiği bilgisini de veriyor. Rastlantı olarak Voynich el yazması ile ilgili röportajları dinledikten sonra “yuutup” üzerinde başka neler var diye baktığımda Ahmet Ardıç'ın yukarıda açıkladığım çözümlemesine karşın yok sayılarak başka başka söylemlerin tutturulduğunu da gördüm. Eserin Türkçe olması birilerinin zoruna mı gitmiş diye düşünmedim, değil. Bir kısmının iyi niyetli olmadığını da söylemeliyim. ***Dört ayrı görüşmenin kısa bir özetini aktardım. Umarım ve diliyorum, Türkçe ve tarih ile ilgilenen bilim insanları sahip çıkar, destek verir. Bırakın, bilim insanlarını, herkesin ilgisini çekmelidir. Kitap durumuna getirilmiş bir güncellemesinin henüz olamadığı anlaşılıyor. Özetle, 600 sene önce Türkçe bilim yapıldığı açıktır. Gerek uzaya yönelik, gerekse bitki, hamilelik ve sezeryan ile ilgili verdiği bilgileri ve diğerlerini binlerce yılda oluşmuş birikim olarak yorumladım. Kitap, Türkçe bilim yapıldığını göstermesinden öte damıtıla damıtıla biriktiğini anlamalıyız ve sahip çıkmalıyız: Türkçe, bilim dilidir.
