Eeeeee!!! Dolar 80 olmadı mutlu musunuz şimdi?
Ekonomi yönetimi rakamlarla her ne kadar "dezenflasyon" ve "mali disiplin" masalı anlatırsa anlatsın, sokağın, sanayinin ve ticaretin gerçeği o değil.
2026’nın ilk çeyreğinde karşımıza çıkan tablo ortada:
Türkiye, bir yandan bütçesindeki devasa faiz yüküyle boğuşuruyor, diğer yandan reel sektördeki "yaprak dökümü" ve işsizlik dalgası hızla büyüyor.
Hazine’nin şubat ayı verileri tüyler ürpertici gerçeği bir kez daha ilan etti.
Yılın ilk iki ayında bütçeden faize ödenen tutar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 111,5 artarak 640 milyar lirayı aştı.
Sadece iki ayda ödenen bu para, ne emeklinin maaşını artırdı, ne esnafın kasasını doldurdu, ne çiftçiye derman oldu, ne de öğretmenin atamasını yaptı.
Bu devasa para doğrudan küresel ve yerel tefecilerin kasasına aktı.
Üstelik bu tefeci faizi, direkt vatandaşın sofrasından toplanarak bunlara aktarıldı.
Bütçe gelirlerinin nereden oluştuğuna baktığımızda bunu net bir şekilde görüyoruz.
Toplanan vergilerin yüzde 56,4’ü hala KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerden oluşuyor.
Yani marketten her süt aldığınızda, deponuza her yakıt doldurduğunuzda, her taksiye bindiğinizde ya da her fatura ödediğinizde alınan dolaylı vergiler aslında yatırıma veya size yapılan hizmete değil, bu kan emicilerin faizine gidiyor.
Bu arada, bu yüksek faiz ve "parasal sıkılaşma" hikayesi reel sektörün de canını okuyor.
TOBB verilerine göre; 2025 yılında kurulan şirket sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1,5 azalarak 113 bin 779’a gerilerken, kapanan şirket sayısı yüzde 5,9 artışla 33 bin 270’e fırlamış.
Sadece 2025 Aralık ayında, bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı yüzde 193,6 artmış!
Bu, "işler biraz durgun" demek değil; bu, "şartlara dayanamıyoruz ve batıyoruz" demek.
Özellikle imalat ve ticaret sektöründe faaliyet gösteren binlerce işletme, yüksek finansman maliyetleri altında ezilerek tarih oluyor.
Tabii bu durumun bir başka yan etkisi daha var.
Batan her bir şirket, binlerce yeni işsiz yaratıyor.
İŞKUR verilerine göre kayıtlı iş arayan sayısı şubat ayında yüzde 15 artarak 2 milyon 455 bin kişiye ulaştı.
Şirketler kapandıkça veya yeni yatırımlar durdukça, kayıtlı işsiz sayısı son iki yılın zirvesine oturuyor.
Özellikle bu kitlenin beşte birinin gençlerden oluşması, ülkenin üretim potansiyelinin nasıl bir "mezarlığa" dönüştüğünün en acı kanıtı.
Şimdi tekrar dönelim şu iki ayda ödenen faiz meselesine…
Eğer son iki ayda ödenen 640 milyar liralık tefeci faizi ülkeye yönlendirilmiş olsaydı bugün İŞKUR kapılarında milyonlarca genç beklemeyecekti.
Bunun yerine bacası tüten binlerce fabrika olacaktı.
En basit hesapla, Türkiye’nin 81 ilinin her birinde, bölgeye istihdam yaratan dörder dev fabrika yapılabilecekti.
Milyonlarca evladımız yerini yurdunu değiştirmeden iş bulabilecek, binlerce hanemize bol bol aş girecekti.
Milletimize iş sağlayan bu 320 sanayi kalesi, sadece bugünü kurtarmakla kalmayacak; "işsiz genç" kavramına da son verecekti.
Sokaklarımızda boynu bükük gezen yada yurt dışına kaçma hesabı yapan üniversite mezunları değil, elinde teknik çizimlerle geleceği inşa eden bir nesil olacaktı.
Mesele elbette sadece işsizlik değil…
Mesele aynı zamanda "şirket mezarlığına" dönmüş ülkemiz.
Eğer tefeciye verilen 640 milyar lira şirketlerimize aktarılmış olsaydı; belki de son bir yılda 33 bin şirketimiz batmayacaktı.
Bu durum basit bir bitiş hikayesinden öte 33 bin ayrı hayal kırıklığı demek.
Eğer faize giden bu kaynak bir "Can Suyu Fonu"na dönüştürülseydi; bugün batan o şirketlerin her birine yani binlerce KOBİ’ye 10’ar milyon lira sıfır faizli kredi hatta hibe kredisi sunulabilirdi.
Bu hamleyle, sadece dükkanlar kapanmaktan kurtulmaz; Anadolu’nun her köşesinde sanayi dişlileri yeniden dönmeye başlar, iflas haberlerinin yerini ihracat rekorları alırdı.
Biz bugün "batan firmaları" değil, küresel pazara kafa tutan yerli devleri tartışıyor olurduk.
Ancak en yakıcı kayıp, can güvenliğimizde gizli.
Deprem gerçeğiyle her gün yüzleşen bir ülkede, faize giden o devasa meblağ aslında 220 bin güvenli konutun çimentosu, demiri ve umudu demek.
Bu para ile yaklaşık bir milyon vatandaşımızı "tabut evlerden" çıkarıp, huzurla yatabilecekleri modern yuvalara kavuşturabilirdik.
Bugün borç faizine imza atan her kalem, aslında kentsel dönüşümde eksik kalan bir tuğlanın, güçlendirilemeyen bir okulun, beklenen bir kurtuluşun önüne set çekiyor.
Anlayacağınız; 640 milyar lira sadece bir kağıt parçası veya bir muhasebe kalemi değildir.
O para; yapılamayan fabrikalar, sönen ocaklar, evine ekmek götüremeyen babalar ve güvenli bir yuvadan mahrum bırakılan çocuklardır.
O para; Türkiye ekonomi yönetiminin tercihidir. Maaşı açlık sınırının altında kalan işçinin, emekçinin, emeklinin parasıdır.
O para; Ülkemizin can damarı olan; tarıma, sanayiye,üretime, ticarete yapılacak yatırımdır.
Ama ne yazık ki o para bunlar için kullanılmamıştır.
Çünkü O para; sadece doları baskılamak, rakamları makyajlamak için boşa harcanmıştır.
Dolar 80 olmadı, mutlu musunuz şimdi?
