Huzura sıkılan kurşun
Ne savaşmış be! Bitmedi gitti. İnsan oğlunun var oluşundan itibaren hiç bitmeyen tek etkinlik… Savaş, her türlü canlı habitatında var. Hayvanlar arasında çoğunlukla beslenmek, çiftleşmek ve barınmak için süregeliyor. Acı tarafı şu ki, hayvanlar arasındaki geçimsizlik içgüdüsel olduğundan doğal ve masum. İnsanlar gibi birbirlerini kalleşçe kırıp geçirmiyorlar.
Dünyada kayıtlara geçen ilk savaş, MÖ 2700-2600 yılları civarında Sümer şehri Lagash ile Elamlar arasında Mezopotamya'da gerçekleşen sınır çatışmasıymış. Yazılı kayıtlara geçen ve piyade, kalkan, mızrak kullanılan ilk savaş olarak kabul edilmiş. Ama biliyoruz ki, insanlığın çatışma tarihi çok daha eskilere, avcı-toplayıcı dönemlerin sonuna kadar uzanmaktadır. Daha sonraki savaşların çoğuysa para veya toprak kazanmak amacıyla maddiyata dayalı yapılmıştır. Üzücü…
Benjamin Franklin, “Savaşın iyisi, barışın kötüsü yoktur.” demiş. Ne kadar doğru. Ama insanoğlunun doğruyla işi kalmadı. Etrafımız komple çıkar savaşları, inanç savaşları, doğal kaynak savaşları…
Bugün bunlar var. Bunlar bitince belki de su savaşları, tarım savaşları olacak. Gelişiyoruz, güzelleşiyoruz, daha çok şey keşfediyoruz derken ve savaşların azalmasını beklerken tam tersine çoğaldığını ve daha da tehlikeli hâle geldiğini görüyoruz.
Savaşmak insanlık adına büyük bir utanç. Adaletli, kıran kırana veya dürüst savaşlar değil bunlar. Hastanelerin, okulların, ibadethanelerin vurulduğu vicdansız savaşlar…
İnsan, insanlığından utanıyor. Ne yazık ki bu kararları alanlar, toplumları tarafından seçilmiş liderler. Kimse kendi yağıyla kavrulmak istemiyor. Herkes birbirinin iç işlerine de dış işlerine karışıyor. Rahat batıyor.
Kötülükten beslenen insanlar var. Acıdan beslenen insanlar var. Savaştan beslenen devletler var. Bunu yaşam biçimine dönüştürenler var. Bir yerleri kazıyan, zaafları körükleyen; birilerinin toprağına, kaynağına göz diken hunhar caniler…
Artık alıştık; görmeye, izlemeye. Neredeyse bütün komşularımız savaşa girdi ya da savaşın içine çekildi. Bilemiyorsun ki, yarın nerede olacak. Şu an savaşın içindeki insanlar da muhtemelen bir sene önce başka bir yerdeki savaşı televizyondan izliyorlardı.
Çok korkutucu… “Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum.” diye bir klişe vardır ya, gerçekten insan böyle düşünmeye başlıyor. Allah inancımız olmasa muhtemelen uyuyamazdık. Yüce Rabbim vatanımızı ve milletimizi kötü niyetlilerin emellerinden korusun. Allah savaş sevicilere akıl, fikir versin. İslah etsin!
Toplumsal bir kusur gibi görünen bu savaş merakı aslında bireyselde filizleniyor. Herkes kavga etmeye, sataşmaya, savaşmaya o kadar meraklı ki… Gün geçmiyor birileri birbirini dövmesin, katletmesin.
İşte bireyselde gördüğümüz bu durum, uluslararası boyutta savaşa dönüşüyor. Barışçıl olmaya çalışalım. Sakin, anlayışlı olalım. Yurtlarda sulh olsun ki cihanda da sulh olsun. Büyük sözü, Ata sözü dinleyelim…
Birkaç alıntıyla bitirebiliriz:
Savaş, ölünce değil; düşmana benzeyince kaybedilir…
Savaşı tavsiye edenlerin hepsini cephenin en öndeki hatlarına sürün.
Savaşın sonunu sadece ölüler görür…
