10 MADDEDE ABD-İRAN SAVAŞI
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş, uluslararası hukuk kurallarının açık ihlali olduğu gibi İnsan haklarına da aykırıdır. Dünya genelinde yoğun öfke bulutlarına yol açmış, vicdanları sızlatmıştır.
İran’ı kimin yöneteceğine karar verecek olan ne ABD ne İsrail’dir, sadece İran halkıdır. İran’a atılan füzeler, mafyanın haraç vermeyen işyerlerini kurşunlatmasından çok da farklı değildir.
Tramp’ın, İran halkına, “Yarın işimiz bittiğinde hükümetinizi ele geçirin!” mesajı vermesi, iç savaş beklentisi içinde olduğunun açık göstergesidir. Trump bir başka ifadeyle, “Biz sizi yeterince öldüremedik. Siz birbirinizi öldürün!” demektedir.
Batı dünyası İran’ı hedef alan haksız hukuksuz saldırı karşısında dik durmasını bilememiş, tel tel dökülmüştür. Sadece İspanya Başbakanı saygıyı hak eden bir karşı duruş sergilemesini bilmiştir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın,“Netanyahu’nun kışkırtmalarıyla İran’a başlayan saldırılardan derin üzüntü ve endişe duyuyoruz. Dost ve kardeş İran halkının huzuruna kasteden saldırıları esefle karşılıyoruz” sözleri ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, “ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ve kuralları hiçe sayan, masum sivilleri hedef almaktan çekinmeyen müdahalelerini reddediyoruz” şeklindeki sözleri son derece önemli ve anlamlıdır, saygıyı hak etmektedir.
ABD’nin peşine İsrail’i takarak giriştiği kanlı savaşları önlemenin tek yolu, karşılarına onların askeri güçlerine denk güçlerle çıkmaktan geçmektedir. Ne var ki buna öncülük etmesi gereken sözde süper devletler Çin ve Rusya, soruna anlamsız bir duyarsızlıkla yaklaşmakta, ellerini taşın altına koymaktan dikkatle kaçınmaktadır.
Trump yeniden başkan olduktan sonra ekonomide bir iyileşme sağlayamaması ve adının Epstein dosyasında defalarda geçmesi yüzünden seçmen desteğini büyük ölçüde kaybetmiştir. İran’a saldırmasının ardında yeni bir başarı hikâyesi arayışı da bulunmaktadır. Ne var ki kurguladığı hikâye masum insanların hayatına mal olmaktadır.
İran’a yönelik saldırıların bir rejim değişikliği getirmeyeceği, aksine mevcut rejimin çevresinde bütünleşme sağlayacağı yönündeki yorumlar gerçeğin ifadesi olarak görünmektedir.
İran’ın yaşananlardan ders çıkarması, başta yönetim kadroları olmak üzere tüm ülkeyi saldırılara karşı koruyacak etkin önlemler alması yerinde olacaktır. Bunu yaparken özellikle casusluk faaliyetlerini dikkatle takip edip gereğini yerine getirmesi zorunludur.
Savaşın muhtemel etkileri arasında dünyada petrol ve doğalgaz fiyatlarının artması ve birçok ülkenin bundan önemli ölçüde etkilenmesi de vardır. Türkiye savaştan etkilenecek ülkeler arasında ön sıralarda yer almaktadır. Savaşın uzaması halinde ülkemizde enflasyon artacak, dış ticaret açığı büyüyecek, ekonomi genel olarak sarsılacaktır.
Enflasyonla ilgili haberler yapılırken genellikle kabak, patlıcan, domates, soğan, patates gibi ürünlerin fiyatları gündeme geliyor, kitap fiyatlarındaki anormal artışlar nedense dikkate alınmıyor.
Oysa bir kitapçıya gidip roman, hikâye, anı, makale, araştırma kitaplarının fiyatlarına bakılırsa dehşete düşmemek mümkün değil.
Yeni çıkmış birçok kitap 650-700-750 lira gibi fiyatlarla satılıyor.
Bu fiyatlar acaba maliyet yüksekliğinden mi yoksa yazarların, yayınevlerinin, dağıtımcıların ve kitapçıların daha fazla kazanma hırsından mı kaynaklanıyor?
Geçmişte bazı kitaplarımı basan yayınevini arayıp sahibine sordum aklıma takılan yukarıdaki soruyu.
“Orta kalitede bir kağıt kullanarak 200 sayfalık bir kitabın basım maliyeti bizim kârımız ve vergiler dâhil 50 liradan fazla değildir.
Yazar, dağıtım şirketi, kitapçının alacağı paylar da göz önüne alındığında böyle bir kitabın satış fiyatının en fazla 150 lira olması gerekir.
Ben de kitapçılara gittiğimde bastığımız kitapların satış fiyatlarını görünce çok şaşırıyorum.”
Şimdi yetkili isimlere iki sorum var:
Kültür ve Turizm Bakanımız ile Milli Eğitim Bakanımız, insanların kitap okumalarının önünde önemli bir engel oluşturan böyle bir sorunu biliyorlar mı?
Şayet biliyorlarsa herhangi bir önlem almayı düşünüyorlar mı?
