Kültürel sürekliliğin adıdır Metin Turan
Bir halkbilimcinin değerini yalnızca derlediği türlerin, yayımladığı kitapların yahut katıldığı toplantıların sayısıyla ölçmek, iktisadî hayatı sadece rakamlara bakarak açıklamaya benzer. Bu nedenle Mein Turan’ı yalnızca halk edebiyatı üzerine kitaplar yazmış bir araştırmacı olarak değil, halk bilgisinin üretildiği, dolaşıma girdiği ve kuşaklar arasında aktarıldığı ortamları kuran bir kültür insanı olarak değerlendirmek gerekir.
1966’da Kars’ın Kağızman ilçesinde doğan Metin Turan’ın halkbilimciliği bakımından doğum yeri basit bir biyografik kayıt değildir. Kars ve Kağızman; âşıklık geleneğinin, sınır kültürlerinin, göç yollarının, çok katmanlı inanç ve anlatı çevrelerinin kesiştiği bir hafıza alanıdır. Turan’ın daha sonra Köroğlu’ndan Âşık Veysel’e, Kağızmanlı Cemal Hoca’dan yaşayan halk ozanlarına uzanan ilgisinin arkasında, çocukluk çevresinin sağladığı bu ilk kültür terbiyesi vardır. Fakat onun çalışmasını değerli kılan, yerel birikimi romantik bir memleket hatırasına dönüştürmesi değil; yerelden hareketle ulusal ve giderek uluslararası bir düşünce alanı kurmasıdır.
Öğrenim ve çalışma hayatı, Turan’ın tek bir akademik disiplinin kapalı koridorlarında yetişmediğini gösterir. Sağlık hizmetleri ve iktisat öğrenimi, yayıncılık deneyimi, üniversitelerde verdiği dersler, Kültür Bakanlığı ve HAGEM çevresindeki görevleri, Folklor Araştırmaları Kurumu ile ilişkisi, Âşık Veysel Kültür Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Edebiyatçılar Derneği, Davut Sulari Derneği yönetimlerindeki görevi; Folklor Araştırmacıları Vakfı ile KIBATEK başkanlığı onun kültüre farklı kurumsal pencerelerden bakmasına olanak sağlamıştır.
İlk öyküsünün çocukluk çağında yayımlanmasından 1980’lerden itibaren çeşitli dergilerde şiir ve incelemeler kaleme almasına, 1994’te folklor/edebiyat’ı kurmasından uluslararası sempozyumlara uzanan çizgi, uzun sürede oluşmuş bir kültür işçiliğinin sonucudur.
Metin Turan’ın eserleri, halk kültürünü donmuş kalıntılar toplamı olarak görmediğini ortaya koyar. Halk Deryasından Damlalar’da maniler, bilmeceler, ağıtlar, efsaneler, deyimler ve türküler toplumun sevinme, yas tutma, direnme, inanma ve hatırlama biçimleridir. Bu ürünlerde yalnız estetik bir kalıp değil, insan anlayışı gizlidir.
Turan’ın halk edebiyatı malzemesine yaklaşımı, edebî ürünleri bir dönemin toplumsal duyarlığını ve değer dünyasını taşıyan belgeler olarak değerlendirmeye dayanır.
Avludaki Ses, bu anlayışın olgun örneklerinden biridir. Kitabın merkezindeki ‘avlu’, yalnız fiziksel bir mekân değil;........
