BİR ÜLKE DÜŞÜNÜN…
Suçun bile “sistemli” hale geldiği, ilanlarla tetikçi arandığı, kurşunun adresinin tarif edildiği bir ülke…
“Yarısı peşin, kalanı iş bitince” diye konuşulan bir karanlık düzenin içinde; çocuklara, kadınlara kurşun sıkılmaması adeta bir “etik kural” gibi sunuluyor. Oysa mesele bu noktaya gelmişse, zaten kaybedilen çok şey yok mu?
Daha acısı ne biliyor musunuz?
Henüz 15 yaşındaki çocuklarımızın suç örgütlerinin içine çekildiği bir düzenin içindeyiz.
Mahalle mahalle yayılan, adeta her köşe başında filizlenen bir mafyalaşma…
Çocuklarımız korunması gerekirken, suça sürükleniyor.
Geleceğimiz olması gereken gençler, karanlık yapıların bir parçası haline getiriliyor.
Mekanlar kurşunlanıyor, arabalar yakılıyor, insanlar tehdit ediliyor…
Ve tüm bunlar artık fısıltıyla değil, açık açık konuşuluyor.
Hukuk mu zayıfladı, adalet mi gecikti, yoksa biz mi susmayı seçtik?
Adaletin ve hukukun bu karanlığa sessiz kalmaması gerekir.
Çünkü sessizlik büyütür, görmezden gelmek yaygınlaştırır.
“Güzel günler göreceğiz çocuklar” demek istiyoruz…
Ama çocuklarımızı koruyamadığımız bir yerde, bu sözü söylemek bile içimizi acıtıyor.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo; sadece bir güvenlik sorunu değil, doğrudan bir yönetim ve adalet krizidir.
Geçim derdinin büyüdüğü, enflasyonun insan onurunu zorladığı, umudun törpülendiği bir düzende; suç örgütleri büyür, mafyalaşma kök salar.
Cezaların caydırıcı olmaması, hukukun gecikmesi ya da eşit uygulanmaması ise bu karanlığı cesaretlendirir.
Bu topraklar, karanlığa teslim olacak bir ülke değildir.
Her ne kadar korku büyütülmek istense de, vicdan hâlâ yaşıyor…
Adalet duygusu hâlâ bu toplumun damarlarında akıyor.
Bu karanlığın içinden, yeniden filizlenecek bir umut mutlaka vardır.
Çünkü biz, çocuklarımız için
Korkunun değil, hukukun hüküm sürdüğü bir ülkeyi kurana kadar susmayacağız...
