Silah susabilir, örgüt yaşarsa tehlike bitmez
Türkiye, terör meselesinde belki de tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor. Bugün kamuoyuna “barış”, “normalleşme”, “silah bırakma” veya “topluma kazandırma” gibi kulağa hoş gelen kavramlarla anlatılan sürecin yarın Türkiye’ye nasıl bir tablo bırakacağını soğukkanlılıkla sorgulamak zorundayız.
Çünkü mesele yalnızca birkaç silahın teslim edilmesi değildir.
Sanmayın ki PKK mensupları bir af ya da benzeri hukuki düzenlemeyle silahlarını bırakacak, bakkal açacak, ticarete başlayacak ve sıradan vatandaşlar gibi hayatlarına devam edecekler. Keşke mesele bu kadar basit olsaydı.
PKK yalnızca silah mı bırakacak, yoksa örgütsel varlığıyla birlikte gerçekten tasfiye mi edilecek?
İkisi birbirinden tamamen farklıdır.
Silahı Alıp Örgütü Bırakırsanız
Bir terör örgütünün gücü yalnızca elindeki silahtan ibaret değildir. Yıllar içerisinde oluşturduğu kadroları, hiyerarşisi, propaganda mekanizması, finans kaynakları, toplumsal baskı araçları, siyasi nüfuz alanları ve insanlar üzerinde meydana getirdiği korku düzeni de örgütün gücünün parçalarıdır.
Silahı alıp bütün bunları yerinde bırakırsanız terörü tasfiye etmiş olmazsınız.
Sadece terör örgütünün mücadele yöntemini değiştirmiş olursunuz.
Dün dağda silahla kurduğu tahakkümü yarın siyasette, belediyelerde, sivil toplum görüntüsü altında veya mahalle baskısıyla sürdürmesinin önünü açabilirsiniz.
Bunun bedelini de öncelikle bölge insanı öder.
Türkiye’nin doğusunda ve güneydoğusunda yaşayan her Kürt vatandaşımızın PKK’yı desteklediğini düşünmek zaten örgütün yıllardır oluşturmak istediği algıya hizmet etmektir. Bölgede PKK’nın ideolojisini kabul etmeyen, örgütün baskısından rahatsız olan, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı milyonlarca insan vardır.
Peki onların güvenliğini kim........
