Eğitimde Taşeronlaşma: Çocuklarımızın geleceği kimin emanetinde?
Eğitim ticaret olabilir mi?
Bir ülkenin en büyük zenginliği yer altındaki madenleri değil, iyi yetişmiş insan kaynağıdır. O insan kaynağını yetiştiren ise öğretmenlerdir.
Ne yazık ki bugün Türkiye’de eğitim sistemi üzerine konuşurken, özellikle özel eğitim sektöründe uzun yıllardır dile getirilen sorunları görmezden gelmek mümkün değildir.
Baştan ifade etmek isterim ki; bütün özel eğitim kurumlarını aynı kefeye koymak doğru değildir. Öğretmenine değer veren, kaliteli eğitim sunan, etik ilkelerden taviz vermeyen ve ülkemize büyük katkılar sağlayan kurumlarımız elbette vardır. Ancak istisnalar, sistemdeki yapısal sorunların üzerini örtmemelidir.
Eğitimin patronu kim?
Burada asıl sorgulanması gereken noktalardan biri de şudur.
Özel eğitim kurumlarının ve özel hastanelerin önemli bir bölümünün sahipleri, o mesleğin içinden gelen insanlar değildir. Elbette başarılı işletmeciler olabilirler; buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak eğitim ve sağlık gibi doğrudan insan hayatını ilgilendiren alanlarda yalnızca ticari bakış açısıyla hareket edilmesi ciddi riskler doğurabilir.
Bir okulun sahibi eğitimci olmayabilir…
Bir hastanenin sahibi doktor olmayabilir…
Bu tek başına bir sorun değildir.
Sorun; yönetim anlayışında eğitimin ve sağlığın ikinci plana itilip, ticari kaygıların belirleyici hâle gelmesidir.
Bir eğitim kurumunun başarısı yalnızca bilançosuyla ölçülmeye başlarsa, ilk tasarruf kalemi çoğu zaman öğretmen olur. Aynı şekilde sağlık hizmeti yalnızca gelir-gider hesabına dönüşürse, bunun bedelini de hasta öder.
Devletin görevi yatırımcıyı engellemek değil; eğitimin ve sağlığın ticari kaygılar karşısında zarar görmesini önleyecek güçlü kuralları koymak ve bunların uygulanmasını sağlamaktır.
En büyük fedakârlığı öğretmen yapıyor
Bugün birçok özel eğitim kurumunda öğretmenler, devlet okullarındaki meslektaşlarına göre çok daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalıyor.
Üstelik mesele yalnızca maaş değildir.
Uzun çalışma........
