Siyasetin gürültüsü
Son döneme bakıldığında insanın zihninde garip bir görüntü oluşuyor. Bir tarafta partiler kuruluyor, kapanıyor, bölünüyor; mahkemeler siyasi partilerin yönetimlerine ilişkin kararlar veriyor; belediye başkanları soruşturmalarla, tutuklamalarla, davalarla gündeme geliyor. Diğer tarafta “Çerçeve Yasa” Meclis’ten geçiyor, iktidar ve muhalefet farklı dozlarda destek veriyor; ardından erken seçim ihtimali, cumhurbaşkanı adayları ve muhtemel ittifaklar tartışılmaya başlanıyor.
Bütün bunların arasında ise Türkiye'nin sıradan insanının hayatı, siyasetin gürültüsü içinde giderek daha az duyulur hale geliyor.
Belki de asıl mesele tam olarak budur.
Son aylarda yaşanan gelişmelerin birbirinden bağımsız hadiseler olduğunu düşünmek kolay. Oysa siyasetin kendi iç mantığı açısından bakıldığında bunların önemli bir ortak noktası var: Siyaset, giderek toplumun gündemini çözmekten çok kendi gündemini yönetmekle meşgul.
CHP'nin yaşadığı “mutlak butlan” tartışması bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Yargıtay aşamasına taşınan süreç henüz bütünüyle kapanmış değil. Fakat hukuki tartışmanın ötesinde siyasi bir sonuç ortaya çıktı: CHP'nin içerisinden ayrışmalar yaşandı, “Yeni Parti” olarak adlandırılan yeni bir siyasi yapı ortaya çıktı ve siyasal alanın zaten var olan parçalanmışlığı biraz daha derinleşti.
Böylece Türkiye siyaseti bir kez daha klasik bir paradoksla karşı karşıya kaldı: Partiler çoğalıyor ama seçenekler çoğalmıyor.
Çünkü seçmenin karşısına çıkan yeni siyasi yapılar çoğu zaman yeni bir toplumsal programdan ziyade mevcut siyasi kamplaşmanın başka bir biçimini temsil ediyor.
Üstelik bu tartışmalar sürerken CHP'li belediyelere yönelik adli operasyonlar da devam ediyor. Ağustos ayında dahi belediyelere yönelik yeni operasyonlar ve gözaltılar gerçekleşti. 24 Ağustos'ta ise Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın da aralarında bulunduğu beş CHP'li belediye başkanının yargılandığı davada mahkûmiyet kararları verildi. Muhalefet bu davaları siyasi nitelikte görürken iktidar ve........
