menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Endişe ve güven

23 0
24.08.2026

Türkiye'nin önünde bugün yalnızca bir “Terörsüz Türkiye” meselesi yok. Daha büyük, daha karmaşık ve birbirine bağlı bir güvenlik denkleminin içinden geçiyoruz.

Bir tarafta Abdullah Öcalan ve PKK üzerinden yürütülen yeni dönem var. TBMM'den geçen çerçeve yasa ile süreç artık yalnızca siyasi açıklamaların konusu olmaktan çıkıp hukuki bir zemine taşınmış durumda. Öcalan'a yeni süreç içerisinde verilecek rolün ne olacağı da önümüzdeki günlerin önemli tartışmalarından biri.

Fakat tam da burada bir başka soruyu sormamız gerekiyor:

Türkiye toplumu bu sürecin neresinde?

Çünkü devletlerin masalarda kurduğu hesaplarla toplumların hayatlarında taşıdığı hafıza aynı şey değil.

Türkiye insanı artık geçmişteki Türkiye insanı değil.

Otuz, kırk yıl önce güvenlik adına kendisinden istenen fedakârlığı bugün aynı kolaylıkla kabul etmeyebilir. Çünkü toplum yalnızca terörün bitmesini değil, terörün bitmesinin kendisine ne getireceğini de bilmek istiyor.

“Şehitler gelmeyecek” elbette başlı başına büyük bir kazanımdır.

Ama artık bunun yanında başka sorular da var:

Devlet neyi garanti ediyor? Kim ne kazanıyor? Kim ne kaybediyor? Bundan sonra hukuk nasıl işleyecek?

Bu soruların sorulmasını sürece karşı çıkmak olarak görmek büyük hata olur.

Çünkü toplumun barış istemesi ile temkinli olması birbirine zıt değildir.

Bugünün Türkiye'sinde barışa verilen destek, daha fazla açıklık ve daha fazla güvence talebiyle birlikte geliyor.

Üstelik içerideki bu hassasiyet, dışarıdaki gelişmelerden bağımsız değil.

İran dosyasına bakalım.

PJAK'ın İran'daki gelişmeler karşısında nasıl konumlanacağı tartışılıyor. Örgütün kendi açıklamalarında dahi İran'daki Kürtlerin geleceği konusunda yeni........

© Yeniçağ