menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ekonomik geleceğimiz

4 0
yesterday

Türkiye ekonomisi açısından bazı dönemlerde rakamların kendisinden daha önemli olan şey, toplumun o rakamları nasıl yaşadığıdır. Çünkü ekonomi yalnızca enflasyon, faiz, kur, borsa ya da büyüme oranlarından ibaret değildir. İnsanların yarına ilişkin güveni de ekonominin bir parçasıdır.

Bugün tam da burada önemli bir eşikle karşı karşıyayız.

Bir tarafta uzun süredir devam eden hayat pahalılığı ve gelir dağılımındaki ciddi bozulma var. TÜİK'in 2025 Gelir Dağılımı İstatistikleri'ne göre en yüksek gelire sahip yüzde 20'lik kesim toplam gelirin yüzde 48'ini alırken, en düşük yüzde 20'nin payı yüzde 6,4'te kaldı. Gini katsayısı da 0,410 olarak hesaplandı.

Diğer tarafta ise şimdi sermaye piyasalarında ortaya çıkan fon krizi var.

SPK'nın açıklamalarına göre bazı fonlarda 2025'in son çeyreğinden itibaren ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayan fiyat hareketleri görülmüş, bu nedenle çeşitli düzenleme çalışmaları başlatılmıştı. Buna rağmen eylül ayında sorun, çok daha geniş bir yatırımcı kitlesini ilgilendiren bir krize dönüştü. 131 fon tasfiye kapsamına alınırken yüz binlerce yatırımcı sürecin içinde kaldı.

Şimdi asıl soruyu sormanın zamanı değil mi?

Ekonomide bir sorun ortaya çıktığında yalnızca o sorunu yaratan kişi ve kurumlar mı sorumludur, yoksa o sorunun büyümesine izin veren ekonomik ve denetleyici sistemin de bir sorumluluğu var mıdır?

Bu soruyu sorarken dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü ortada henüz tamamlanmış bir soruşturma ve kesinleşmiş bir hukuki tablo yok. Fonlarda neyin manipülasyon, neyin piyasa hareketi, neyin yönetim hatası olduğu konusunda nihai değerlendirmeyi hukuk ve düzenleyici kurumlar yapacak.

Fakat başka bir soru bundan bağımsız.

SPK, 2025'in son........

© Yeniçağ