menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

1960’ta veto hakkımız vardı, bugün neyi pazarlık ediyoruz?

26 0
20.08.2026

Kıbrıs konusunda yeniden bir diplomasi hareketliliğinin yaşandığı günlerden geçiyoruz. Birleşmiş Milletler yeni temasların ve olası bir 5 1 toplantısının zeminini ararken Rum tarafı eski müzakere parametrelerini yeniden masaya taşımaya çalışıyor. Türkiye ise Kıbrıs meselesinde gelinen noktayı çok daha açık bir dille ortaya koyuyor: İdeal çözüm iki devletli çözümdür. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama bu bakımdan önemlidir. Fidan, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında adanın tamamını temsil eden bir devlet olarak tanımadığını hatırlatırken, iki devletli çözümün artık açık biçimde Türkiye’nin ortaya koyduğu çözüm modeli olduğunu bir kez daha vurguladı. Asıl üzerinde durmamız gereken mesele, Anavatan Türkiye iki devletli çözüm derken, Kıbrıs Türk halkı Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman başkanlığında yeniden hangi şartlarla müzakere masasına oturacaktır? Çünkü Kıbrıs meselesinin yakın tarihine baktığımızda, Türk tarafının müzakere süreçlerinde sürekli taviz veren taraf olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz.1960 Kıbrıs Cumhuriyeti iki halkın kurucu ortaklığı üzerine kurulmuştu. Kıbrıs Türk halkı bir azınlık değildi. Cumhurbaşkanı Rum, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türk idi. Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının hayati konularda veto hakkı vardı. Bakanlar Kurulu’nda, kamu yönetiminde ve devletin diğer organlarında Türk toplumunun anayasal hakları güvence altındaydı.

Peki bugün bize neyi tartıştırıyorlar? Bir “olumlu oy”u! Soruyu açıkça sormak zorundayız: 1960’ta kesin veto hakkımız var iken bugün neden “bir olumlu oy” için pazarlık yapıyoruz? Üstelik Rum tarafı aynı 1960........

© Yeniçağ