Sınırlardan soğuk giriyor
Türkiye ekonomisinin en kronik yaralarından biri, sınırlarımızdan esen cari açık isimli soğuk rüzgâr. Her geçen gün tesiri artıyor. İhracat artsa da ithalatın gölgesinde büyüyen bu açık, sadece rakamlardan ibaret bir kavram sanılmasın. Yerli üretimin kan kaybı, istihdamın erozyonu ve kültürel bir yoksullaşma hikâyesi eşlik eder bu olguya. 2025-2026 verileri de açık tablosunu doğruluyor...
Cari işlemler dengesi, mal ticareti, hizmetler, gelir ve transferlerden oluşur. Türkiye’de asıl yük mal ticaretindeki açıkta. Enerji ithalatı (petrol, doğalgaz), makine ve ara malları, otomotiv parçaları ile tüketim malları en büyük kalemleri oluşturuyor. 2025’te enerji ithalatı tek başına milyarlarca dolarlık döviz çıkışı yaratırken, altın ithalatı da dalgalanmalara ekleniyor. İhracatta otomotiv, tekstil ve hazır giyim öne çıksa da, bu sektörlerin birçoğu da günün sonunda ithal girdiye bağımlı. Yani ürettiğimiz “yerli” bir ürünün motoru, çipi, bazı alaşımları dışarıdan geliyor. Böyle olunca da net katma değer; sınırlı ve montaj süreci içinde tanımlanabiliyor.
Bu dengesizlik, market raflarından pazar tezgâhlarına kadar hissediliyor. Yabancı menşeli ürünler her yerde gibi. Giyimde, elektronikte, gıdada, hatta bazı tarım ürünlerinde. Yerli üretici, ucuz ithal malın rekabetiyle karşı karşıya. Maliyetleri yüksek, enerji faturası ağır, vergi yükü ve bürokrasi bir de cabası. Haliyle fabrikalar küçülüyor, atölyeler kapanıyor, istihdam daralıyor. Özellikle KOBİ’ler ve geleneksel sektörler zorlanıyor. Tarımda bile et, yem, buğday gibi alanlarda ithalat baskısı yerli üreticiyi erken kesime veya üretimden vazgeçmeye zorluyor. Kırsal boşalıyor, göç artıyor, kültürel........
