Değerler değersizleşirken…
Türkiye'nin bugün yaşadığı ekonomik sorunların önemli bir bölümü, yalnızca enflasyon, faiz veya döviz hareketleriyle açıklanamaz. Asıl mesele, toplumun ve piyasanın ortak zemini olan güven duygusunun aşınmasıdır. Halbuki güven duygusu en önemli değerlerimizdendir. Güven kaybolduğunda yalnızca insanlar birbirine değil, sermaye de üretime güvenmemeye başlar. Bunun sonucu ise paranın ekonomi içinde sağlıklı dolaşamaması ve giderek belirli alanlarda sıkışıp kalmasıdır.
Ekonomi de insan vücudu gibidir. Nasıl ki kan dolaşımı bozulduğunda bazı organlar yeterince beslenemezken bazı bölgelerde tehlikeli yığılmalar oluşursa, güvenin zayıfladığı ekonomilerde de sermaye üretime ulaşamaz. Para; üretim, yatırım ve istihdam yerine döviz, altın, faizden oluşan malum üçlüde sıkışıp kalır. Sonunda da biriken para bir konut olarak karşımıza çıkar. Bu alanların varlığı elbette gereklidir; ancak bunlar ekonominin amacı değil, araçlarıdır. Araçlar amaç hâline geldiğinde üretim çökmeye başlar.
Bunu bir futbol takımına da benzetebiliriz. Futbolda mevkiler nasıl boş bırakılamaz, bir mevkinin futbolcusu nasıl bir başka mevkide oynayamaz, dünyanın en iyi 10 numarasına sahip olsanız da santrafor yoksa etkisiz kalır ise, ekonomide de her finansal aracın kendi işlevi vardır. Döviz dış ticareti kolaylaştırmalı, faiz tasarruf ile yatırımı dengelemeli, altın ise olağanüstü dönemlerde güvence sağlamalıdır. Fakat bu üç unsur sürekli kazanç üretme aracı hâline geldiğinde, takımın gol bölgesi boş kalır. Üretim gol atamaz.
Bugün Türkiye'de tasarruf sahibi bireylerin davranışları da bunu göstermektedir. Faiz yükseldiğinde mevduata yönelinmekte, kur oynaklığı arttığında döviz ve altın tercih edilmekte, birikimler büyüdüğünde ise çoğu zaman konut satın alınmaktadır. Konut; enflasyona karşı koruyan, miras bırakılabilen ve somut güven hissi veren bir yatırım olarak görülmektedir. Bu tercih bireysel açıdan rasyonel görünse de ülke ekonomisi........
