Toplumla Bağ Kurabilen Aydın: İlber Ortaylı
Bu hafta değerli tarihçi İlber Ortaylı’nın vefat haberi, kendisiyle tanışmamış kimselerde bile bir yakınını kaybetme hissi yaşattı. Bu şekilde sevilmek, herkese nasip olacak bir nimet olmayınca; neydi Sayın Ortaylı’nın diğer aydınlardan farkı, bir bakalım isterim.
Türkiye’de tarihçilik elbette onunla başlamadı; fakat tarih sevgisinin geniş kitlelere ulaşmasında onun kadar etkili olmuş çok az kişi vardır. Çünkü onu dinleyen insanlar yalnızca tarihi dinlemezdi; aynı zamanda bir medeniyetin nasıl düşünmesi gerektiğini de dinlerdi.
Bir ülkenin geleceği yalnızca bugünün politik kararlarıyla şekillenmez. O geleceği aynı zamanda düşünürler, akademisyenler ve kültür insanları belirler. Çünkü toplumun zihnini onlar besler.
Tam bu noktada ise aydınların rolü ortaya çıkar. Çünkü aydın dediğimiz kişi yalnızca olan biteni anlatan biri değildir; aynı zamanda toplumun yanlış yollara sapmasını engellemeye çalışan bir rehberdir.
Aydınlar, toplumun düşünce ufkunu genişleten insanlardır. Siyasetin gürültüsü içinde kaybolan meseleleri daha geniş bir tarih ve kültür çerçevesine oturtabilirler.
Günümüzde aydınların sayısının giderek azaldığına dair yaygın bir kanaat var. Belki de mesele sayıdan çok başka bir şeydir. Asıl mesele, toplumla konuşabilen aydınların azlığıdır.
Toplumla bağ kurabilen, bilgisini paylaşmayı görev bilen ve gerektiğinde uyarı yapabilen aydınlar olmadan bir ülkenin düşünce hayatı zayıflar.
İlber Ortaylı’nın farkı tam da burada ortaya çıkıyordu. O hem akademinin içindeydi hem de toplumun ortasındaydı. İnsanlar onu yalnızca bir profesör olarak değil, gerçekten bir “hoca” olarak gördü. Vefat haberi yayıldığında dahi sosyal medyada kendisinin tarih anlattığı anların kesitlerinden çok, birikimiyle hayata dair öğütler verdiği anların kesitleri paylaşıldı.
İlber Ortaylı’nın ardından konuşurken aslında yalnızca bir tarihçiyi anmıyoruz. Aynı zamanda bir aydın tipini de hatırlıyoruz. Bilgisiyle otorite kuran ama bunu kibirle değil merak uyandırarak yapan bir aydın tipini.
Bugün mesele, onun temsil ettiği aydın tipinin giderek nadirleşmesidir. Oysa bir toplum için cehaletten de büyük tehlike, cehaletin karşısında konuşacak güçlü seslerin azalmasıdır.
