Kitap yazınca telif, YouTube’da anlatınca ticaret
Türkiye’de akademisyenlerin YouTube ve benzeri dijital platformlardan gelir elde etmesine ilişkin yeni bir tartışmamız var.
Önce yanlış anlaşılma olmaması adına hukuki temelini açıklamak isterim. Meclis’ten “akademisyenlere YouTube yasağı” diye yeni bir kanun çıkmadı.
Mesele, 1965 tarihli Devlet Memurları Kanunu’nun ticaret ve kazanç getirici faaliyetleri düzenleyen 28’inci maddesinin bugünün dijital dünyasına uygulanmasından doğuyor.
Cumhurbaşkanlığının YÖK’e gönderdiği görüş yazısına göre, devlet üniversitelerinde görev yapan akademisyenlerin sosyal medya ve dijital platformlardan gelir elde etmesi yasak kapsamına girebiliyor.
Gariplik de burada başlıyor.
Bir profesör 400 sayfalık kitap yazabilir. Yayınevi o kitabı basar, satar; akademisyen de fikrî emeğinin karşılığı olarak telifini alır. Makale yazabilir, eser üretebilir, belirli koşullarda fikrî ve sanatsal faaliyetlerinden gelir elde edebilir.
Peki aynı akademisyen yıllarca çalıştığı alanı 400 sayfalık kitap yerine YouTube’da 40 dakikalık bir videoyla anlatırsa ne değişiyor?
Bilgi aynı bilgi. Üreten aynı kişi. Uzmanlık aynı uzmanlık.
Değişen neredeyse yalnızca mecra ve para kazanma yöntemi.
Platform videonun arasına reklam koyup akademisyene gelir payı ödediği anda karşımıza 1965 tarihli Devlet Memurları Kanunu’nun “ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı” çıkıyor.
İşin daha ilginç tarafı, Türk vergi mevzuatının sosyal medya içerik üreticiliğini zaten tanıyor olması. Gelir Vergisi Kanunu’nda sosyal içerik üreticilerinin bu faaliyetlerden elde ettikleri kazançlar için özel bir vergilendirme rejimi dahi var. Banka hesabına aktarılan........
