Gelecek Geldi, Poşeti Açamadı
İnsanın bazen ciddi konulara ara vermesi gerekiyor.
Zaten gündem yeterince ağır. Sabah haberleri açıyorsunuz; ekonomi ayrı bağırıyor, siyaset ayrı bağırıyor, dünya ayrı bağırıyor. Memleketin hali bazen insanın içinden telefonu buzdolabına koyup kapağını kapatma isteği uyandırıyor. En azından bildirimler biraz soğusun.
O yüzden bu hafta biraz başka yerden bakalım.
Teknoloji dünyası da her zaman insanlığı kurtarmıyor. Bazen de çok komik işler yapıyor.
Çocukken gelecek dediğimiz şey uçan arabalar, ışın kılıçları, robot yardımcılar ve gümüş renkli kıyafetlerdi. Geldiğimiz noktada insanlık USB-C kablo arıyor, şarjı yüzde 7’ye düşünce maneviyatını sorguluyor.
Teknoloji ilerledi, doğru.
Ama insan da aynı insan.
Uzaya araç gönderiyoruz ama market poşetini açmak için hâlâ parmağımızı yalıyoruz. Medeniyetin gerçek sınırı bazen Mars değil, market poşetidir.
Bence asıl eğlence biraz burada.
Ama beklediğimiz gibi değil.
Biraz robotla geldi. Biraz nostaljiyle geldi. Biraz kablo karmaşasıyla geldi. Biraz da “şarj aletin var mı?” diye geldi.
Son günlerdeki bazı teknoloji haberlerine bakınca bunu daha iyi anlıyoruz. Bir tarafta insanı kendi kendine giydirebilen robotik kıyafetler konuşuluyor. Diğer tarafta bir okula insansı robot öğretmen yardımcısı getirme planı tepkilerden sonra askıya alınıyor. New York’ta yıllarca metro kartı satan koca makineler açık artırmaya çıkarılıyor.
Yani gelecek dediğimiz şey bazen bilim kurgu filminden çıkmıyor.
Bazen 476 kiloluk eski bir metro makinesi olarak karşımıza dikiliyor.
Mesela Güney Kore ve ABD’den araştırmacılar, kişinin ellerini kullanmadan giyinmesine yardımcı olabilecek robotik bir kıyafet teknolojisi geliştirmiş. Kumaşın içine yerleştirilen, hava basıncıyla çalışan esnek yapılar kıyafeti beden boyunca hareket ettiriyor. Araştırmacılardan biri bisiklet sürerken yağmura yakalanmış ve “Keşke yağmurluk kendi kendine giyilebilse” diye düşünmüş.
Bilim bazen böyle başlıyor.
Newton’un elmasına karşılık, modern çağın ilham kaynağı ıslanan bisikletçi.
Ama kabul edelim, fikir çok insani. Yağmur başlar, çanta fermuarı sıkışır, yağmurluk bir türlü çıkmaz, kaskın kayışı yana kaçar, siz bir yandan dengeyi korumaya çalışırsınız. O sırada gökyüzü de sanki özel olarak sizi seçmiş gibi yağar.
Modern mühendisliğin özeti bazen budur:
İnsan yağmurda ıslanır, sonra insanlık yeni bir teknoloji dalı açar.
Eskiden annemiz “Üstünü giy” derdi.
Şimdi teknoloji “Sen beceremedin, ben hallederim” diyor.
Burada komik olan şu: Teknoloji giderek annemize benzemeye başladı. Üstünü giy diyor. Arkana bak diyor. Ekranı bırak diyor. Yavaş git diyor. Konumunu aç diyor. Şarjın azaldı diyor. Kalp atışın hızlandı diyor. Bugün az yürüdün diyor.
Akıllı saat “bugün az yürüdün” diyor.
Telefon “şarjın az” diyor.
Navigasyon “yanlış yoldasın” diyor.
Bir tek buzdolabı “o saatte yeme” derse aile meclisi tamamlanacak.
Gerçi o da yakındır. Buzdolabının gece yarısı kapağı açılınca “Bu saatte sucukla ne işin var?” demesine fazla kalmadı. Teknolojinin gidişatı bu yönde. Önce hatırlatıyor, sonra uyarıyor, sonra vicdan yapıyor.
Bir noktadan sonra akıllı saat “bu arkadaşla fazla görüşme, bana pek güven vermedi” derse şaşırmayacağım.
Teknolojinin bize vadettiği büyük devrimler vardı. Ama son dönemde sanki daha çok gündelik beceriksizliklerimizi tamir etmeye çalışıyor. Yağmurluk giyemiyoruz, robotik kıyafet geliştiriyoruz. Telefonu bırakamıyoruz, ekran süresi koyuyoruz. Yola dikkat edemiyoruz, arabaya sensör takıyoruz. Uyuyamıyoruz, uykumuzu ölçen saat alıyoruz. Çok oturuyoruz, saat bize kalk diyor. Kalkınca da nereye gideceğimizi navigasyona soruyoruz.
Yani........
