menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir çocuk, bir telefon ve sessiz bir masa

7 0
latest

Geçtiğimiz günlerde annem bacağını kırdı.

Bir süre yanında kalmam gerekti. Günlük işlerinde destek olması için de bir yardımcıyla anlaştım.

Yardımcının beş yaşında bir kızı vardı.

Yaklaşık bir hafta boyunca aynı evde kaldık.

Ve o bir hafta boyunca dikkatimi çeken bir şey oldu.

Çocuğun elinden telefon neredeyse hiç düşmedi.

Yemek yerken telefon.

Kanepede otururken telefon.

Annesi bir işle uğraşırken telefon.

Bir odadan diğerine geçerken bile ekranda bir şeyler oynuyordu.

Hemen ardından bir başkası başlıyor.

O bitiyor, yenisi geliyor.

Can sıkıntısı hiç yok.

Sürekli bir görüntü, sürekli bir ses, sürekli yeni bir şey.

Bir de çoğu zaman yanında cips, çikolata, şekerleme ya da başka bir atıştırmalık vardı.

Bir süre sonra kendimi telefonu değil, aslında çok daha büyük bir şeyi düşünürken buldum.

Ben teknolojiyle uğraşan biriyim.

Telefonun, tabletin ya da bilgisayarın çocukların hayatından tamamen çıkarılması gerektiğini düşünenlerden değilim.

Zaten bunun mümkün olduğuna da inanmıyorum.

Bugünün çocukları teknolojiyle büyüyecek.

Yapay zekâyı kullanacaklar.

Tablet kullanacaklar.

Telefon kullanacaklar.

Bizim bugün şaşırdığımız bazı teknolojiler onlar için elektrik düğmesi kadar sıradan olacak.

Mesele teknolojiyle büyümeleri değil.

Mesele, başka hiçbir şeyle büyümemeleri.

Beş yaşındaki bir çocuğu düşünün.

Dünyayı daha yeni keşfediyor.

Bir ağacın kabuğuna dokunacak.

Toprağı karıştıracak.

Oyuncağını söküp nasıl çalıştığını anlamaya çalışacak.

Sonra kendi kendine bir oyun bulacak.

Annesinin peşinde dolaşacak.

Bir daha “neden?” diyecek.

Başka bir cevap vereceksiniz.

Bu kez üçüncü kez “neden?” diyecek.

Zaten beş yaşında olmanın görev tanımında biraz da bu var.

Ama çocuğun elinde sürekli bir ekran olduğunda başka bir şey oluyor.

“Neden?” demesine gerek kalmıyor.

Çünkü ekranın cevabı hazır.

Daha doğrusu cevaptan da önce yeni bir görüntü hazır.

Algoritma hemen sıradakini getiriyor.

“Bunu beğendin, şuna da bak.”

“Burada renkli bir şey var.”

“Burada yüksek bir ses var.”

Aslında algoritma yetişkinlere ne yapıyorsa çocuklara da aynısını yapıyor.

Bizim beynimiz bu sistemlerle tanışmadan önce yıllarca başka türlü yaşamayı öğrendi.

Onlarınki ise daha hayatın başında bu düzenin içine giriyor.

Ben o küçük kızı izlerken en çok şunu fark ettim:

İlk bakışta kulağa güzel geliyor.

Kim çocuğunun sıkılmasını ister?

Ama belki de burada fark etmeden büyük bir hata yapıyoruz.

Çünkü çocukken sıkılmak aslında hayatın doğal bir parçasıydı.

Sıkılınca bir şey bulurduk.

Kâğıda anlamsız şeyler çizerdik.

Koltuğun minderlerinden ev yapardık.

Sokakta taşlardan kale kurardık.

Bir çubuğu kılıç yapardık.

Başka bir çubuğu uzay gemisi.

İki sandalye ile bir battaniyeyi........

© Yeniçağ