menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çocuklara bu karanlığı nasıl anlatacağız?

30 0
19.04.2026

Bazı cümleler vardır, kurulurken bile insanın boğazına düğümlenir. “Okul saldırısı” da onlardan biri.

Çünkü okul; kapısında sabah telaşıyla ayakkabılarını düzelten çocukların, teneffüste kahkahanın, kara tahtada geleceğin yazıldığı yerdir. Ya da en azından öyle olmalıydı. Ama Nisan 2026’da Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar, bu cümleyi paramparça etti. Kelimeler artık yerini bulamıyor çünkü bazı acılar anlatılamaz, sadece hissedilir... Ve bu tam olarak öyle bir acı.

Siverek’te bir sabah... Saat 09:30 civarı. Ders zili çalmış, hayat sıradan akışında ilerliyor. Ta ki o kapıdan giren bir gölge, o sıradanlığı kurşun sesleriyle yırtana kadar. Bir okulun duvarları, ilk kez bu kadar sert yankılandı.

Yaşanan travma henüz çok tazeyken, yaklaşık 28 saat sonra Kahramanmaraş’ta başka bir okul... Başka bir kabus... Saldırgan bir çocuk. Pencerelerden atlayan öğrenciler, hayatla ölüm arasında bir karar vermek zorunda kalan küçücük bedenler...

Ve geriye yarım kalmış hikayeler.

Bu iki olay sadece iki şehirde yaşanmış “bireysel vakalar” değil. Bunlar toplumun ruhunda açılan derin yarıklar. Bir deprem gibi... Fakat bu defa fay hatları yerin altında değil, insanların........

© Yeniçağ