Tuzak
BM Genel Sekreteri’nin kendileri açısından sorun olarak görülen Kıbrıs konusunda, müzakerelerinin yeniden başlatılabilmesi için özel bir gayret sarf ettiği görülmektedir.
Bu kapsamda Liderleri gayrı resmi yemekte bir araya getirmeyi başaran ve buna devam edilmesini de sağlayan, buradan edindiği intibayla daha etkin sonuç alabilmek için görüşmelerin, “yeniden birleşme sürecindeki adımları değerlendirmek üzere” 5 1 formülüyle yapılmasına da çalıştığı anlaşılmaktadır.
Genel Sekreterin, özellikle tamamlanmakta olan görev süresi sona ermeden önce önemli bir adım atmaya teşebbüs ettiği ve bu amaçla Özel Temsilcisini müzakerelere zemin yaratma düşüncesiyle adaya gönderdiği bilinmektedir.
Özel Temsilcinin adayı ve Türkiye’yi ziyarette yaptığı görüşmelerden sonra BM’nin, kendileri açısından sorun olarak kabul edilen konularda bir formül geliştirdiği ve tepkileri ölçebilmek için de bu görüşlerini resmi yoldan değil de Rum medyası vasıtasıyla kamuoyuna servis ettiği görülmektedir.
Bu formüle baktığımızda, gerçekleşmesi ve kabul edilmesi mümkün olmayan argümanlarla, Türk tarafını akılsız yerine koyup kurnazlık yapmaya çalıştıkları, “tanınma” ifadesiyle de kandırabileceklerini zannettikleri anlaşılmaktadır.
Niyet kandırıp tuzağa düşürmek
Kıbrıs sorunu, 1974’de çözülmüş ve 1983’de bitmiş, ortada bir sorun kalmamıştır. O zamandan beri Adada barış, istikrar ve huzur vardır. Konu, Türk tarafı açısından sonlanmış olmasına rağmen, bunu kabullenemeyen BM, AB ve birtakım ülkeler, Rum-Yunan ikilisinin arkasında durarak Türkleri sürekli olarak müzakereye zorlamışlardır.
Kıbrıs konusunu “sorun” olarak kabul ettiğimizde, masaya oturma tuzağına düşeceğimiz, hakkımız olmasına rağmen önümüze “çözelim” diye sürülen konulara çare arayışlarına girdiğimizde elimizdekileri de kaybedeceğimiz akılda tutulmalıdır.
Bu konuda bizi teşvik edebilmek için önümüze konabilecek tekliflere, çıkar sağlayacağım diye itibar edilmemeli, hiçbir hususun KKTC’nin bağımsızlığıyla, egemenliğiyle, toprak bütünlüğüyle ve garantörlükle mukayese edilemeyeceği bilinmelidir.
Türkiye’nin 2004 yılında, AB’ye girmek ve buna imkân yaratacak müzakere sürecini başlatabilmek için büyük bir hevesle, Annan Planı denen ucube BM planı üzerinde müzakerelere başlamayı ve sonucunda da referanduma kadar uzanan KKTC’nin varlığına son........
