menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünyada hasret

22 0
11.06.2026

İnsan neyin hasretini çeker? Hazreti Mevlana’nın deyişiyle aslında ney denilen saz, saz olmadan önce sazlık bitkisiydi. Oradan koptu ve sonra dokuz boğum açıldı üzerinde ve sonra da üstteki delikten üflendi saza. Tıpkı Allah’ın insana ruhumdan ruh üfledim dediği gibi. Saz kökünden koptu ve inlemeye, ağlamaya, feryat, figan eylemeye başladı. Her şeye bir bahane her soruna bir kulp takmaya her şeyden şikâyet etmeye başladı. Böyle bir metaforla anlatılır Divanı Kebir’de insanoğlunun dünya macerasının başlangıcı. İnsan aslında bu dünyada neyin hasretini çekiyor da bunca şikâyeti ediyor diye sormak geldi aklıma. 

Kimseye şikâyet ediyor diye kızma

Herkesin hasretliği farklı. Herkesin tepki gösterme biçimi de farklı. İşte bu yüzden kimseye kızmamalıyız. İnsana zaten kızmamalıyız. İnsanın kendisi yaralı çünkü en sevdiği yerden koparılmış. İnsana kızmak değil de anlamalıyız onu. Bilgelik bu değil mi? Kızıp, kırıp atmak değil de gel bakalım nedir derdin demeliyiz bir yerde? Ancak ve ancak.. Evet ancak diye başlamalıyım çünkü öğrendiklerimizden sorumluyuz. Öğrendiklerini iddia edenlerin sorumluluğu var. İnlemek, feryat etmek ancak hasretinden bihaber olanlar için geçerlidir. Ya diğerleri? Hikmetli kitapların önünde diz çöküp okuyup alim olduğunu söyleyenler onların inlemeye değil onların inleyenleri anlamaya başını okşamaya ve el uzatmaya hakları var. 

Çok da zor bir cevabı yok aslında. İnsan dünyaya geldiğinden beri tek şeyi arıyor. Evet, insan kendindeki özü arıyor. Özünün peşinde insan. Hasretin eş anlamlı kelimesi de özlemdir. Öz-lem, yani insan özünün peşinde kısaca.  Öz kelimesinden türeyen Türkçede çok kelime var. İnsan kendini bilirse Rabbini bilir kelimesindeki aradığı işte buradadır. İnsanın içindeki öz Rabbimize ait olan özdür. İnsan bir bilseydi, ah bir bilebilseydi aradığını. Bu kadar isyankâr bu kadar çaresiz olur muydu? Bilenler de bilmeyenlere söyleyebilseydi aradığını. İnsan özüyle buluştuğunda aslında isyanı da biter. 

Çekirdekten, orman meydana geliyor. Ama o çekirdekte ormanı görmüyoruz, öyle değil mi? Her gördüğümüzde de çekirdeği göremiyoruz, öyle değil mi? Öz görünende değil o zaman görünmeyende. İnsan özün bilgisini edinmeye o özün sırrına ermeye geliyor bu aleme. Biz unuttuğumuzu bulmaya geldik. Hasretini çektiğimiz bu öz. Çağımızın çıkmazı neyi aradığını bilmemek. İnsanın isyanı, debelenmesi bundan. Bilseydi aradığını, neyi aradığını bilecek ve işi bir parça daha kolaylaşacaktı. Dediğimiz gibi bu çağın imtihanı ağır. Boşuna ahir zaman dememişler. Biz bu çağa denk geldik. İnsana özünü hatırlatma görevi olanların büyük bir sorumlulukla yazarak, çizerek çağın araçları neyse onunla öze yolculuğu anlatmak. 

Hem evet hem hayır. İnsan özü bulabilir. Ama bu buluş bu dünyada garanti değildir. Yani elde ettim ben artık, yan gel yat demekle öz korunmaz. Öz korunmak ister. Bir hazine gibidir öz. Dünya kirlidir, şeytan iş başındadır. İnsana özünü kaybettirmek için türlü hilelere başvuracaktır. Özünü sonuna kadar koruyan öbür dünyaya huzur içinde gidecektir. Ancak öz sadece bize ait değildir. Kimsenin de tek elinde değildir. Öz’ünü bulma yolculuğunda insana örnek olma sorumluluğumuz hep vardır. İnsan yeter ki özünü aramaya koyulsun mutlaka karşısına fırsatlar çıkacaktır. Hasret! Evet bakınız işte bu hep var olacak. Özünü bulduğunu söylesen de asli vatana dönene kadar kavuşana dek özün çekirdeği çatlamaz. Sana olan emanet olan özün o güne dek sende bekler. Sende saklanır. Öz de tedirgin ve korku içinde acaba içinde geçen bir ömür ile hasret yaşar vesselam.

Saf bir çocuktu dünya

Çocukluk güzeldi eskiden, büyümek meraktı gerçekten. Ağaç dibine, toprağın içine saklamak bir şeyler heyecandı. Bir hikâye kurgulanırdı, keşfe çıkardı çocuk zihni siyah beyaz fotoğraflarda. Her çocuk çocuktu. Koşmak, zıplamak, tırmanmak yaşamaktı o zaman. Bir köpek en yakın arkadaş bir karınca yuvası izlenilecek bir gizem, kedi yavruları merhamet ve sevgiydi. Her yer her köşe oyun alanı ele geçen her çalı çırpı, taş, toprak bir oyuncaktı. Bütün gün bitmeyen oyunlar hele yaz ise sıcakta terlemek, komşudan su içmek ekmek arasını iştahla yemek dünyanın en güzel anlarıydı. Sonra yorgun eve varışlar, banyoya girip paklanmalar, akşam yemeği ve evde koltuk köşesinde sızmak belki ninenin sesinden bir masal annenin elinden patates kızartması, köfte, babanın davudi sesinden mırıldanmalar, kardeşlerin çekiştirmeleri, işte çocukluk böyleydi eskiden. Yaşamaktı rengarenk balonların arasında ve yapış yapış pamuk şekerinin tadı parmaklarının ucunda uykuya dalmaktı çocukluk. Uykuda pembe tatlı bir rüya uzaya uzanıp yıldızlar toplamış heybene koymuşsun getirip annene vermişsin. Bu kadar masum ve saf bir çocuktu dünya.

Şişe iadesi kazanca dönüşecek

Temmuz ayı itibariyle tüm Türkiye’de dönüşümü olan ambalajlar (DOA) ped, cam ve alüminyum içecek şişe ve kutuları geri dönüştürerek doğayı koruyabilir ve bütçenize de katkıda bulunabilirsiniz. Ambalaj Kapasitesi / Hacmi 0,10 – 3,01 L arasında olan tüm içecekler artık iade noktalarından alınabilecek. Bunun için mobil aplikasyonunu indirip kare kotla cep telefonunuza iade ücretlerini takip edebilirsiniz. Her içecek şişesi için 1 Türk lirası iade alınabilinecek. İade edilecek ambalajlarınızın üzerinde mutlaka DOA işareti bulunmalıdır, 3 litreden daha büyük pet şişeler iade edilemez. Şişenizin boş ve deforme olmamış ve bütünlüğü bozulmamış olmasına dikkat etmelisiniz. Bu uygulama ile en azından doğayı kirletmemek konusunda insanların daha hassas davranacağını düşünüyorum. Zamanla atıkların dönüştürülmesi konusunda daha fazla bir farkındalık için yararlı olacağına da inanıyorum. En azından yere biri bir ped şişe veya benzeri bir şey atarsa ters ters bakabiliriz! Bu açıdan doğayı temiz tutmak........

© YeniBirlik