Trump-Şi görüştü ve anlaşamadı; yine de yumuşama devam…
Trump-Şi görüştü ve anlaşamadı; yine de yumuşama devam…
Trump ve Şi, Washington’da Çin heyetinin ABD’ye üç günlük resmi ziyareti çerçevesinde bir araya geldiler. Ziyaret ve görüşmeler Trump’a göre fevkalade iyi geçti, taraflar önemli konularda ilerleme kaydettiler. Uluslararası kamuoyunda ise ziyaret bol seremonili ama içi boş, herhangi bir anlaşmaya varılamamış bir ziyaret olarak yorumlandı. Gerçek, bu iki uç yorumun arasında bir yerlerde salınmakta kanaatimce zira bazen seremoni yeterince önemlidir ve anlaşılamasa bile yumuşama ikliminin canlı tutulması bize bir şey anlatır.
ABD ÇİN’İ “BÜYÜK GÜÇ” OLARAK TANIYOR
Bu ziyaret, Şi ve eşi onuruna verilen gösterişli gala yemeği ile hediye edilen Amerikan kartalı ile, Nixon’un (Çin ile) barışı selamladığı kadeh kaldırmasına yapılan gönderme ile, B1 ve B2’lerin selamlama uçuşu ile, Trump’ın ikide bir Şi’nin koluna vurarak espri yapışı ile ve tabi sevimli pandaların ABD’ye yolculuk edeceği müjdesi ile anılacak. Fakat aslında ziyaret Trump’ın Çin’e yaptığı ziyaretin bir devamıydı, protokol ve mütekabiliyet esasına dikkat edilmesi de bunu gösterdi. Ruhsal olarak da iki ziyaret birbirini tamamlıyordu. Sözün özü, ABD, bile-isteye Çin’e kendisi ile neredeyse eşit bir rakip olma pozisyonu veriyor. Denilebilir ki Çin kendi kapasite geliştirerek “büyük güç” oldu, bu kimsenin kendisine bahşettiği bir pozisyon değil. Çok tartışmalı bir alandayız ancak ben “büyük güç” olmanın kapasite kadar statü edinimi içerdiğini de düşünüyorum. Eğer kutupluluk mantığı çerçevesinde meseleyi ele alırsak, ABD başkanı elbette Amerika’nın en yukarılarda bir yerlerde olduğu bir hiyerarşik vizyona sahip. Bu hiyerarşik vizyonun bir gün belli bir düzeni küresel sisteme empoze etmesini de uman birileri mutlaka vardır Washington’da.
Trump, şimdilik gelecekten çok bugünle ilgileniyor ve mevcut düzenin maliyet ve yüklerinden azade olup, hazır teknolojik, ekonomik, askeri avantajı yakalamışken herkesten uzağa atlamak derdine düşüyor. Fakat, ABD uzun atlama yaparken yanı-başında benzer konularda uzun atlama potansiyeline sahip bir aktör olduğunu da kabul ediyor. Bu aktörle- büyük ihtimalle anlaşmamak üzere- bir şeyler konuşulabileceğini, bazı pazarlıkların yapılabileceğini zira Çin’in bu statü kazanımına itiraz etmeyeceğini ima ediyor. ABD’nin kendisinden aşağıda bölgesel zeminlerde bir tür çok kutupluluğu reddetmediğini biliyoruz, şimdi de sanki tam anlamıyla klasik bir iki kutupluluk olmayan bir iki kutupluluğa göz kırpıyor. Trump’ın Çin ziyaretini değerlendiren yazımızda da sormuştuk; Çin’e -elbette sebepsiz yere değil- bahşedilen bu “hegemonik güçle” “neredeyse eşit olma” statüsü Küresel Güney’de nasıl okunacak. Rusya devlet başkanına “kıskanıyor musunuz” sorusu yöneltildi bile. Mevzu tabi, hiyerarşiler basamağını kıskanmak-kıskanmamak değil, Küresel Güney’in gözünde çok kutupluluk bu tür bir hiyerarşinin reddedilmesine de dayanıyordu. Çin’de çok akıllı bir strateji doğrultusunda hiyerarşilere karşı çok kutupluluğu destekleyerek kendisini küresel........
