Barış değil, eko-savaş sürüyor
Evrendeki hiçbir canlı zamansız ve mekânsız değildir. Varlık, hakikatini ancak zaman ve mekân içinde kurar. Bu yüzden zaman ve mekân sadece fiziksel gerçeklikler değil, aynı zamanda varoluşun kutsal zeminidir.
Ekolojik yaşam; doğayla uyumlu, onunla ikrarlı bir varoluş biçimidir. Yaşamın çoğalarak, farklılaşarak ve birbirine bağlanarak sürmesi bu ekolojik hakikatin özüdür. Zaman, bu varoluşun kurucu gücüdür; mekân ise onun hafızasıdır. Toplumdan coğrafyaya, iklimden kültüre, ağaçtan ırmağa kadar tüm varlıklar bu hafızanın parçalarıdır. Toplumsallık, ancak bu bütünlük içinde anlam kazanır.
Réya Heq Alevi inancında doğayla “yar olma” anlayışı, ekolojik bilincin en derin ifadelerinden biridir. Bu inançta doğa kutsaldır; kıble doğadır. Çünkü doğa olmadan insan var olamaz. İnsan, doğanın dışında değil, onun bir parçası, hatta aynasıdır. Bu nedenle her mekân canlıdır, her mekânın bir ruhu ve dili vardır. Çar anasırdan bir libasa bürünen Hakkın varlığının kendisidir.
Alevi inancında mekâna rızasız girilmez. Mekân incitilmez, onunla bağ kurulur. Çünkü mekân yalnızca bir yer değil; yaşamın, hafızanın ve hakikatin taşıyıcısıdır.
Ancak bugün kapitalist (nahak) sistem, sadece doğayı sömürmekle kalmıyor; aynı zamanda toplumun varoluş zeminini hedef alıyor. Amaç yalnızca kâr değildir. Komünal yaşamı parçalamak, toplumsallığı dağıtmak, halkları yerinden etmek, demografiyi değiştirmek ve tüm bunlara rıza üretmek bu sistemin temel hedeflerindendir. Bu, açık bir toplumsal ve ekolojik yıkım politikasıdır.
Jeotermal projeler, HES’ler ve maden ocakları bu politikanın en somut araçlarıdır. Bu projelerle yalnızca toprak değil; hafıza, kültür, inanç, toplumsal........
