Aleviliğin hakikatine müdahale: İnkârdan denetimli asimilasyona(1)
Devletin Alevilikle kurduğu yeni ilişki, inkâr siyasetinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine, Aleviliğin kendi hakikatini, toplumsal hafızasını ve özgürlük damarını içeriden dönüştürmeyi hedefleyen yeni bir asimilasyon biçimiyle karşı karşıyayız.
Hakikat, bir kez keşfedilip tamamlanan, tarihsel bir döneme hapsedilen ya da belirli kişilerin mülkiyetine bırakılan bir olgu değildir. Hakikat sürekli devriye hâlindedir; kendisini yeniden üretir, inşa eder, sınar ve yeniler. Bu devriye, hakikatin yalnızca düşünsel bir arayış olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir varoluş biçimi olduğunu gösterir.
Hakikat bir toplumun yaşamında süreklilik kazanmışsa, toplumsal ilişkilerin kuruluşuna yön veriyorsa, zaman ve mekân içerisinde iz bırakıyorsa artık toplumsal bir sisteme kavuşmuş demektir. Binlerce yıllık tarihsel birikimiyle Alevilik, hakikatin toplumsal yaşamda devriye hâline geldiği inanç ve yaşam geleneklerinden biridir. Ocak sistemi, pir talip ilişkisi, ana kadın geleneği, cem erkânı, rızalık ve ikrar; bu hakikatin birbirinden koparılamayacak temel bileşenleridir. Bu yapı, yalnızca bir inanç öğretisi değil, toplumun kendisini yeniden üretme, sorunlarını çözme ve varlığını koruma biçimidir. Dolayısıyla Aleviliğin hakikati, yalnızca inançsal sembollerde ya da tarihsel anlatılarda değil, toplumsal ilişkilerinin nasıl kurulduğunda aranmalıdır. Bugün Alevilik etrafında gelişen siyasal müdahaleleri anlamak için tam da bu noktadan hareket etmek gerekiyor. Çünkü hakikatin yitimi, öncelikle toplumun kendi yaşam kaynaklarından uzaklaştırılması, toplumsal bağlarının parçalanması ve kendi varoluşunu belirleme gücünün elinden alınmasıdır. Aleviliğe yönelik güncel müdahalelerin asıl anlamı da burada ortaya çıkmaktadır:
Devlet, Aleviliği yalnızca tanımak ya da tanımamak ikilemi üzerinden değil, onun hangi biçimde var olacağına karar verme iddiası üzerinden yeniden........
