menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avuç içine yazılan tarih

24 0
17.08.2026

Bartın Cezaevi, 1998’in son ayları. Koridorda bir hareketlilik oluyor. “Ali heval kendini yaktı” diyor biri. Battaniyeyle kapı altına taşımışlar, vücudunun önemli bir bölümü yanmış, cenin gibi kıvrılmış yatıyor. Nefes alıp verebiliyor. Ambulans gecikiyor, arkadaşları başına toplanmış, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Üstünü örtmek mi doğru, açık bırakmak mı? Ali Aydın bir ara konuşmak istiyor. Söylediği tek kelime var. “Üşüyorum.” Çetin Arkaş bu sahneyi anlattıktan sonra araya kısacık bir cümle sıkıştırıyor: “Yanan bir insan da üşürmüş. Bunu ilk kez orada öğrenmiş oldum.” Çetin Arkaş imzalı, iki ciltlik “Hapiste 31. Yıl” kitabı baştan sona böyle bir bilgi türüyle dolu. Kimsenin öğrenmeyi seçmeyeceği, öğrenildiğinde de bir daha unutulamayan cinsten. Aram Yayınevi’nden çıkan çalışma, 27 Şubat 1992’de on bir günlük sorgunun ardından Bayrampaşa’ya, o zamanki adıyla Sağmalcılar’a giren yirmi bir yaşındaki bir siyasal bilgiler öğrencisinin esaret kaydı. Kitap 19 Temmuz 2025, Amed notuyla bitiyor. Kitabın birinci cildi, bir koğuş kitabı. Kalabalık, gürültülü, çok sesli. İkinci cilt ise bir hücre kitabı. Olabildiğince yalnız, sessiz, avuç içine not alınan bir dünya bize eşlik ediyor. Dokuz yüz sayfa civarında olan metnin ilk cümlesiyle son cümlesi arasında ise devasa bir yaşam, bir gençlik var. Arkaş, önsözde kitabın iddiasını küçültüp ona “anı-deneme” diyor. Oysa ortaya çıkan şey çok daha fazlası. İçeriden bir insanın dünyaya, Ortadoğu’ya, devletin anatomisine, Kürt hareketinin dönüşümüne ve zindanın mikrokozmosuna tuttuğu büyük bir tanıklık. Bayrampaşa’dan Bartın’a, Bursa’dan İmralı’ya, Silivri’ye uzanan her durak ayrı bir rejim, mimari ve insan tipolojisi sunuyor. Koğuştan hücreye geçişi; kalorifer peteğinin, rögarın, mazgalın, çekpas sapının bile nasıl iletişim aracına dönüştüğünü bütün ayrıntılarıyla görüyoruz.

‘İki ayrı hafıza rejimi çarpışıyor’

Kitabın en güçlü yanı, otuz bir yılı siyasal bir kronolojiye dönüştürmesi. Anlatı, 1991’de TMK’nın aynı mahkemede yargılanan tutsaklara farklı ceza tarifeleri uygulaması ve Anayasa Mahkemesi’nin itirazı “silahlı mücadele sürüyor” gerekçesiyle reddetmesiyle açılıyor. Ardından 1992 Newrozu, Cizre ve Şırnak’ta açılan ateş, Nusaybin’de Pira Şehidan geliyor. 24 Eylül 1996’da Zeki Müren’in ölümü manşetleri kaplarken Diyarbakır Cezaevi’nde on tutsak öldürülüyor; Arkaş, aralarında Erkan Perişan’ın da bulunduğu isimleri tek tek yazıyor. Yıllar sonra bir hükümlünün “Zeki Müren ne zaman öldü?” sorusuna tarihi günü gününe hatırlamasının nedeni de bu. Sayfalar boyunca iki ayrı hafıza rejimi çarpışıyor.

1998 sonbaharıyla birlikte kitap ritim değiştiriyor. 9 Ekim komplosu, Maraş Cezaevi’nde Halit Oral’ın bedenini ateşe vermesi, ardından cezaevlerine dalga dalga yayılan yakma eylemleri. Midyat’ta, tek kişinin nöbet tutması yasaklandığı için aynı nöbete kalkan Aynur Artan ve Selamet Menteş’in anlaşıp birlikte kendilerini yakması. Bartın’da Murat Kaya, Ali Aydın, Yavuz Güzel. Yavuz Güzel’in yanık halde saz çalan arkadaşından “ela gözlüm ben bu elden gidersem” türküsünü istemesi, ambulans geldiği için türkünün söylenememesi ve şehadetinden sonraki anma toplantısında söylenmesi… Aynı günlerde A-2 koğuşunda kayalık zemin kazılarak sürdürülen bir tünel çalışması vardır; idare dışarıda ses duyup elektriği kesince tünel deşifre olur. Kitabın en iyi yönlerinden biri, aynı zaman dilimi içinde hem umutsuz bir kaçış planını hem de umutsuz bir ölüm dalgasını yan yana anlatabilmesinden geliyor.

15 Şubat 1999’u anlatan “Kara Gün” bölümü, metnin duygusal merkezi. Ecevit’in beklenmedik basın toplantısı, herkesin bildiği ama kimsenin ağzından çıkarmak istemediği haberin duyulması, Arkaş’ın battaniyeyi başına çekip uyumak ve bir daha uyanmamak istemesi. Ardından gelen dönem, 1999-2004 sosyal proje dönemi, kitabın en samimi sayfalarını üretiyor. Arkaş, Sayın........

© Yeni Yaşam